Belki Bir Başka Hayatta - Taylor Jenkins Reid | Kitap Yorumlarım

17 Kasım 2017 Cuma

Belki Bir Başka Hayatta
Kitabın Adı: Belki bir başka hayatta
Orjinal Adı: Maybe in another life 
Yazarın Adı: Taylor Jenkins Reid
Yayınevi: Yabancı Yayınları

Ya hayatta mümkün olan her şey, bir şekilde gerçekleşiyorsa?
"Olur mu, olmaz mı?
Beni eve bırakmasına izin verirsem, bu beni mi, yoksa onu mu daha fazla etkileyecekti?
Önce Ethan’a, sonra da Gabby’ye baktım.
Hayat uzundu ve karşımıza sonsuz sayıda fırsatlar çıkarıyordu. Bu tür ufak kararların önemsiz olduklarını, ne yaparsam yapayım sonunda olmam gereken yere varacağıma, kaderimin eninde sonunda beni bulacağını düşünürdüm.
Bu yüzden kararımı…"
Sonsuza Dek, Ayrı ve Evet, Dedikten Sonra romanlarının çoksatan yazarından kaderimizin verdiğimiz kararlara bağlı olduğunu gözler önüne seren nefes kesici bir roman. 
Gece yarısından hemen sonra en yakın arkadaşı Gabby, Hannah’ya gitmeye hazır olup olmadığını sormuştu. Kısa bir süre sonra da Ethan, eğer kalmak istiyorsa Hannah’yı daha sonra bırakabileceğini söylemişti. 
Hannah, Gabby ile giderse hayatı nasıl bir yöne gidecekti? Peki ya, Ethan ile kalırsa? 
Farklı bölümlerle eşzamanlı ilerleyen hikâyede, Hannah verdiği farklı iki kararın sonuçlarını yaşıyordu. Birbirinden tamamen farklı iki sonuç. Bu iki alternatif gerçeklik yaşanırken Belki Bir Başka Hayatta kader ve gerçek aşk ile ilgili soruları aklımıza getiriyor: Kader diye bir şey var mı? Şans, hayatımız üzerinde ne kadar etkiye sahip? Ve belki de en merak uyandıran soru: Ruh eşi diye bir şey var mı? 
Hannah olduğuna inanıyordu. Ve her iki hayatta da onu bulduğuna… Peki ya siz? 
MERHABALAR!


   Bu günkü yazının gerçekten geç geldiğinin farkındayım.Ama bazı sağlık problemlerim nedeniyle yazıyı yazmakta geciktim ve bu saatte ancak bilgisayarın başına oturup sizinle konuşabilecek ruh haline kendimi hazırlayabildim.Fakat her şeyin yolunda olduğunu ve iyi olduğumu bildirmekte isterim.

   Onun dışında belki blogun arkaplanını değiştirdiğimi fark etmişsinizdir? Hangisi daha çok hoşunuza gitmişti? Ya da sizin beğendiğiniz "yılbaşı temalı arkaplanlar" var mı? Varsa mail adresime linkini gönderirseniz çok sevinirim.

   Daha fazla konuşmadan kitaba geçeyim.Aslında ben Belki Bir Başka Hayatta adlı bu kitaba 2017 yılının başlarında -belki de yazın- başlamış ama yazım tarzı ve kurgusunu pek beğenemeyip yarım bırakmıştım.Şu sıralar yine chick-lit tarzında kitaplar okumaya başlamışken bu kitaba bir dönüp tekrar okumak,gözden geçirmek ve şans vermek istedim ki bence iyi ki de öyle yapmışım.
   Çünkü kitaba tekrar başlamamın üzerinden üç gün geçti geçmedi kitabı bitirdim.Üç gün fazla diyebilirsiniz ama hayatımın yoğun bir dönemindeyim.O yüzden üç gün benim için bu kitabı bitirmede bayağı güzel bir sayı.

   Eğer bana bu kitabı bir cümleyle anlatmam istenseydi büyük ihtimalle soran kişiye şöyle derdim;
"Chick-lit türünün Adam Fewer tarzında yazılmış olanı." ve bu dediğimde ciddi olduğumu bilmenizi isterim.

   Kitabın konusunu pek açıklamak istemiyorum.Çünkü gerçekten arka kapakta kitabın tüm konusu ayrıntılı bir şekilde açıklanmış.Ama size kitapla ilgili sevip,sevmediğim taraflarını söyleyebilirim.
   Sevmediğim tarafları bir bölüm bir olasılık,ardından gelen bölümde ise diğer olasılığın işlenmesiydi.Belki de bu kitabın işlenmesinin tek yolu buydu fakat bir süre sonra bu ilerleyiş beni açıkçası sıktı.Dediğim gibi belki de bu kitabın ortaya çıkmasının tek olasılığı bu şekilde işlenmiş olmasıydı.Sadece düşündüğüm de kitabı o kısmı beni rahatsız ediyor.

  Bu dediklerim dışında kitap o kadar tatlıydı ki! Hannah'yı gerçekten sevdim,yaşadıklarında kendimi onun yanında gibi hissettim ve kendini geliştirmesini okumak,hayatının ilerleyişini okumak çok hoşuma gitti.Kitaptaki yan karakterlerin de iyi kurgulanmış olması ve her iki hayatta da birbirine benzeyen -bazı kısımlarda- olaylar yaşanması,yazarın bunu unutmayıp bize hatırlatması da bence yazarın ne kadar iyi bir yazar olduğunun göstergesiydi.

  Huh! Sanırım bu kitap hakkında sizinle paylaşacaklarım bu kadardı.Son bir soru olarak chick-lit kitaplar hakkında ne düşünüyorsunuz? Siz de benim gibi seviyor musunuz?

BİR SONRAKİ YAZIDA GÖRÜŞMEK ÜZERE!

  Sevgiler,
Ecrin
Beni buralarda da bulabilirsiniz;

(#6) Haftalık Sinema/Vizyon Yorumlarım

16 Kasım 2017 Perşembe

MERHABALAR!

  Şu aralar bloga sık sık yazı yazmaya ve yayınlamaya çalışıyorum.Her gün için fikir bulmak,her gün yazı yayınlamaya çalışmak aslında gayet eğlenceli ve heyecanlı benim açımdan.Bu haftayı (13-19 Kasım 2017) sırf sizinle yazı paylaşarak geçirmeyi planlıyorum.Umarım hoşunuza gider! Çünkü her gün sizinle konuşma ve sizinle düşüncelerimi paylaşmak benim gerçekten hoşuma gidiyor.

  Üzülerek söylüyorum ki normalde yazdığım Haftalık Sinema/Vizyon yorumlarımın tersine bu sefer sadece bir filmin yorumunu sizinle paylaşabilicem.

  Eğer biliyorsanız Almanya da erasmus yapıyorum (6 aylık bir süre burada kalıcam) ve sinemalara gittiğimde euroyla tlyi düşününce filmi evde izlemeye karar verip geri dönüyorum.Sizinle de "gerçekten" sinemada izlemediğim bir filmi paylaşmak istemedim.Zaten #şusıralar konulu yazılarımda o filmlerden de bahsediyorum.


doğu ekspresinde cinayeti film ile ilgili görsel sonucu

Orjinal Adı: The Murder on the Orient Express
Yönetmen: Kenneth Branagh
Başroller: Kenneth Branagh,Penelope Cruz, Willem Dafoe,Judi Dench, Johnny Depp,Josh Gad,Leslie Gdom Jr. , Michelle Pfeiffer Daisy Ridley
IMDb Puanı: 6,8/10


  Filmle ilgili yorumlarıma gelicek olursam; filmle ilgili hiç bir araştırma yapmadan önce beklentinizi düşük tutun demeliyim.Çünkü bence bu film gerçekten ünlü ve iyi oyuncuların arkasına saklanmış,görüntülerle ve muhteşem -bunda ciddiyim gerçekten muhteşemlerdi- efektlerle kurtarılmaya çalışılmış bir film.

  "Neden böyle diyorsun?"  diyebilirsiniz,ki bu da en doğal hakkınız.Böyle diyorum çünkü senaryo da bence eksiklikler vardı.Daha doğrusu senaryoda değil de klipler,sahneler arasında eksiklikler vardı.Sahneler ya çok hızlı geçilmişti,ya da o kadar uzatılmış ki seyiriciyi sıkıyordu.

  Bir diğer neden de bana göre oyuncuların aksanıydı.Filmi İngilizce izlediğim için ben anlamamış olabilirim.Büyük ihtimalle de benim sorunumdu.Biraz daha anlayabilseydim belki de benim için tüm sorun çözülmüş olucak ve filmi beğenecektim.Ama malesef öyle olmadı.Fakat ileride Türkçe versiyonunu da izlediğim de ya da altyazılı versiyonunu da izlediğimde buraya gelip güncelleme yaparım.Şimdilik hala vizyonlarda olduğu için diğer versiyonlarını bulup izlemek zor olabilir.

 Bu saydıklarım dışında gerçekten filmi izlerken meraklandığımı itiraf etmem gerekiyor.Gerçi her Agatha Christie romanından uyarlanma bir seri ya da film izlediğimde meraklanıyorum.Yazarımızın okuyucuyu/seyirciyi meraklandırma özelliği dillere destan.

  Sizinle paylaşmadan yazıyı sonlandırmak istemediğim bilgiler var.
  Bu filmin (Doğu Ekspresinde Cinayet/The Murder on the Orient Express) Kenneth Graham tarafından yönetildiğini biliyor muydunuz? Kendisi hem başrolü canlandırmış hem de filmin yönetmenliğini yapmış.Bunun için onu ayakta alkışlıyorum.
  İkinci ve son bilgim ise Kenneth Graham'ın Harry Potter da (Sırlar odası,ikinci film/kitap) Gilderoy Lockhart'ı canlandırdığını biliyor muydunuz? Üst üste bu bilgileri öğrendiğimde ben şaşırdım gerçekten.
  Sizin filmle ilgili düşünceleriniz,yorumlarınız neler?

NOT: Bu yazıların hiç biri eleştirmen düzeyinde bir eleştiriyle yazılmamıştır.Yazıların hepsi blogun sahibi tarafından sohbet etmek,başkalarıyla fikirlerini paylaşmak amaçlı yazılmıştır.

(#1) Haftalık Sinema/Vizyon Yorumları
(#2) Haftalık Sinema/Vizyon Yorumları
(#3) Haftalık Sinema/Vizyon Yorumları
(#4) Haftalık Sinema/Vizyon Yorumları
(#5) Haftalık Sinema/Vizyon Yorumları


BİR SONRAKİ YAZIDA GÖRÜŞMEK ÜZERE!

  Sevgiler,
Ecrin
Beni buralarda da bulabilirsiniz;

Şimdi Moda Pastel - Meredith Schorr | Kitap Yorumu

14 Kasım 2017 Salı


Kitabın Adı: Şimdi Moda Pastel
Orjinal Adı: Blogger Girl (#1)
Serinin Adı: Blogger Girl (#1)
Yazarın Adı: Meredith Schorr
Yayınevi: Hep Kitap

Kimberley Long. Bir avukatlık bürosunda sekreter. Popüler bir kitap bloğunun kurucusu. Chick-lit hayranı. Kitaplar sayesinde işinin kötü taraflarını görmezden gelmeyi başarıyor. Tabii bir de ofisteki yakışıklı avukat Nicholas sayesinde… Ve bir gün lisedeki ezeli düşmanı Hannah Marshak’ın tam da onun sevdiği türden bir kitap yazdığını öğreniyor. Bu da yetmezmiş gibi kitabın eleştirisini yazması isteniyor. Hannah’nın samimiyetsiz ısrarları da cabası! Kimberley yazarına duyduğu nefreti görmezden gelerek objektif bir eleştiri yazabilecek mi? Peki ya hayallerinin erkeği Nicholas’ın dikkati çekmeyi başaracak mı?
Sürükleyici anlatımı, kitabı bitirdikten sonra bile düşünmeye devam edeceğiniz güçlü karakterleri ve karmaşık ama bir o kadar eğlenceli ilişkileriyle Şimdi Moda Pastel’i elinizden bir an olsun bırakamayacaksınız!
MERHABALAR! 

  2017 yılı bitmeden tüm okuduğum kitapların yorumlarını tek tek girip bitirmek istiyorum.Zaten büyük çoğunluğunu girdiğimi düşünüyorum.Gerçi sene sonunda göreceğiz neler okumuşum,kaç tanesinin yorumunu bloğa kaydedebilmişim.

  Fakat bu günkü konumuz bu değil.Bu günkü konumuz CHICK-LIT.
  Chick-lit adı verilen romantik,mutlu sonla biten kitapları mutlaka duymuşsunuzdur.Beni de en başta daha fazla okumaya iten tür de bu türdü.Ardarda kitaplar okuyor,sürekli daha fazlasını okumak istiyordum.Çünkü bir kere bu türe sardınız mı gerçekten bağımlısı oluyorsunuz.Piyasa da bu türden okunmamış kitap bırakmamak gibi mücadeleler veriyorsunuz kendinizle.Biliyorum çünkü ben de chick-lit hayranlarından biriydim.(Geçmiş zaman,fakat hala ara ara canım chick-lit okumak istiyor.)

  Size bu türün detaylarını anlatmamın sebebi ise kitabımızın konusu;Şimdi Moda Pastel,chick-lit blogu sahibi olan Kimberly Long'un hayatını anlatıyor.Kitapla bağ kurmamın sebebi de bence kesinlikle Kimberly Long'un hem blogu olması ve benim gibi chick-lit türüne karşı bu kadar sevgi beslemesi.
  Yalnız bir noktaya açıklık getirmem lazım.Benim blogum ruhum gibi dağınık olmasına karşın Kimberly Long'un blogu sadece ve SADECE chick-lit tarzında okuduğu kitapların yorumlarından oluşuyor.Bence aradaki farkı şimdi daha iyi anlamışsınızdır.  
  Kimberly'nin hayatı avukat sekreteri olmak ve bloğuyla ilgilenmek iken bir anda işler onun için hem daha karmaşık hem de daha güzel hala geliyor,bence.Ah ah size neler anlatmak isterdim kitapla ilgili ama malesef spoiler olucak diye söyleyemiyorum.

  Kitabın konusunu az çok anlamışsınızdır.Diliyle ilgili olan problemime geçeyim artık.Açıkçası kitaba başladığımda ilk elli sayfa benim için işkence gibiydi.Konu klişe bir anlatımla ilerliyordu.Hatta arkadaşlıklar,aşklar ve Kimberly'nin başına gelenlerin hepsi neredeyse klişe bir anlatımla bize aktarılmıştı.
  Kitabı yarım bırakmamamın ve devam etmemin ise tek sebebi Kimberly ile bağ kurmuş olmamdı.Yoksa diline katlanmayıp bırakabilirdim kitabı.Fakat sonuna kadar dayandım.

  Diğer bir değinmek istediğim konu ise yazarımızın bu kitabı ikileme şeklinde (belki de üçleme olabilir bilgi bulamadım) yazmış olması.Bana kalırsa seri şekline getirilebilecek bir konusu yoktu kitabın.Galiba yazarımız öyle hissetmemiş ki ikileme halinde yazmaya karar vermiş.(İkinci kitabı da yayınlanmış.)

  Şimdi Moda Pastel genel hatlarıyla beğendiğim ama ikinci kere düşündüğümde çok fazla eksiğini bulduğum bir kitap oldu.Ardından yazarımızın hayatını araştırınca (aynı Kimberly gibi chick-lit seven,avukat ve blog sahibi bir bayanmış) kitabın neden bu konu üzerine kurulu olduğunu gördüm.Şaşırmadım diyebilirim o yüzden.

  Bunca kelimenin,bunca paragrafın üzerine hala "Ecrin bu kitabı önerir misin?" diye sorarsanız bana size vereceğim cevap;
  "Emin ol chick-lit türünde daha güzel okuyabileceğin kitaplar var,vaktini bu kitapla harcama ilk o kitapları oku sonra canın isterse bu kitabı okursun." olur.  

BİR SONRAKİ YAZIDA GÖRÜŞMEK ÜZERE!

  Sevgiler,
Ecrin
Beni buralarda da bulabilirsiniz;

#şusıralar izlediklerim | Film Önerilerim (Ekim ayı)


MERHABALAR!

  Yine yazmaktan büyük keyif aldığım,her yazıyı yazdığımda kendi kendime gülümsediğim #şusıralar izlediklerim bölümüyle karşınızdayım! Siz de bu tarz yazıları seviyor musunuz? Yazmaya devam etmeli miyim? Ya da değiştirmemi istediğiniz bir şekli var mı yazının?

  Erasmus yaptığımı (Almanya da) söylemiştim.Ve ilk bir ayda buraya gerçekten alışamadım.Çok şükür yurt arkadaşlarım gerçekten tatlı kızlar çıktılar.Ve her gece bir film izlemeye başladık.Şimdiden söylemeliyim izlediğimiz filmler "yeni" sayılamayacak,hatta modası geçmiş diyebileceğiniz "eski" filmlerden.Fakat içlerinde bence klasik sayılabilecek bir kaç film de var.


İlgili resim
My Big Fat Greek Wedding

Hiç bu filmi duymuş muydunuz? Yunanlı,Amerika da yaşayan bir aileyi anlatıyor film.Ben duymamıştım fakat yurt arkadaşlarım izlememiz gerekliliğini vurguladılar.İtiraf etmem gerekiyor ki ben pek beğenemedim.Çünkü Türklerle ilgili o kadar fazla atıfta bulunulmuş ki size anlatamam.Üzücü ama gerçek olan ise bu atıfların "olumlu" değil de bayağı "olumsuz" olması.

İlgili resim
E.T.

  Klasiklerden kastımı bence artık anlıyorsunuz.E.T. benim küçükken izlediğim ve o zaman etkilendiğim bir filmdi.Bu yaşımda (20) tekrar izleyip tekrar etkilendim.Çünkü filmin sadece bir "uzaylı" filmi olmadığını daha da iyi anladım.Bana göre film ebeveynler ve çocuklar üzerine kurulu.Yetişkin olmaya başladığımız andan itibaren çocukları nasıl anlamadığımız ve davranışlarımızın nasıl değiştiğini değişik bir kurguyla bize sunmuşlar.Eğer bunları filmi izleyip de fark etmemişseniz ya da benim gibi düşünmüyorsanız farklı bir bakış açısıyla tekrar izlemenizi öneririm.
pretty women film ile ilgili görsel sonucu
Pretty Woman

Julia Roberts'ın gençliğini hatırlıyor musunuz? Ah ah ne kadar genç ve güzelmiş! Pretty Woman aslında romantik film izlemeye en baştan başlayanlar için de bir öneri.Romantik filmlerin klasiklerinden diyebiliriz.

the others ile ilgili görsel sonucu
The Others
  Sıradaki filmimiz "Cadılar Bayramı" için izlediğimiz,o ruhu yakalamaya çalıştığımız filmlerden birisi.Diğerini de birazdan aşağıda okuyucaksınız.
  Bu filmle ilgili duygularım karmaşık.Film ilk başladığında olanları tahmin ediyorsunuz,ilerledikçe tahminleriniz birbirine giriyor ve sonra bam! Hepsi çorba olmuş ve ne düşüneceğinizi tahmin edemiyorsunuz artık.
  Söylemem lazım ki gerçekten güzel bir gerilim filmiydi.İzlerken sürekli diken üstündeydim.Sürekli aklımdan senaryolar yazıyordum.Bir korku/gerilim filminden bekleyebileceğim en güzel olasılıkta tahmin yürütmektir galiba.

İlgili resim
Rocky Horror
  Hiç Perks of Being Flower'ı izlediniz mi? Ya da Glee'yi ? İkisinde de The Rocky Horror müzikal/filminin çok güzel örnekleri var.Ben de hem Perks of Being Flower'ı izlerken hem de Glee'yi izlerken aklımın bir köşesine bu müzikal filmi izlemeyi not etmiştim.Ama bu kadar uçuk kaçık bir film olmasını beklemiyordum.Ciddiyim,filmi izlemeye başladığınızdan itibaren garip bir hava sarıyor etrafınızı.
  The Rocky Horror ile ilgili altını çizmem gereken son bir madde var; o da müziklerinin cidden güzel olduğu.Soundtrack'ini dinlemenizi öneririm ya da Glee halini.

İlgili resim
Chicago 
  Müzikallerden gidiyorum farkındayım.Ama cidden müzikallerden çok hoşlanıyorum şu aralar.Özellikle de Martha'dan kaynaklı.Kendisi Dünya da ki tüm müzikalleri izlemiş olabilir gerçekten.
  Onun sayesinde ben de Glee de izlemiş olduğum müziklerin özelliklerini izleme fırsatına erişiyorum.Eğer Chicago'yu izlememişseniz öneririm.Hatta Moulin Rouge'dan güzel olduğunu kendime zorlukla itiraf edebiliyorum.Gerçekten güzeldi! Hele o soundtrackleri yok mu....

harry potter ve sırlar odası ile ilgili görsel sonucu
Harry Potter ve Sırlar Odası (#2) 
Aslında Harry Potter ve Sırlar Odası'nı bu yazıma eklemeyecektim ama o zaman size tam olarak dürüst olmazmışım gibi geldiği için eklemeye karar verdim.İleri ki günler de büyük ihtimalle HP serisinin devamını izleyecekmişiz gibi geliyor.Ama güncellemelerimi yine yazarım,biliyorsunuz.

Eh şimdilik benden bu kadar! Filmler hakkında ne düşünüyorsunuz? İzledikleriniz,beğendikleriniz var mı? 

BİR SONRAKİ YAZIDA GÖRÜŞMEK ÜZERE!

  Sevgiler,
Ecrin
Beni buralarda da bulabilirsiniz;

Kapkaranlık Ormanda - Ruth Ware | Kitap Yorumu

13 Kasım 2017 Pazartesi



Kitabın Adı: Kapkaranlık Ormanda
Orjinal Adı: Into the darkwoods
Yazarın Adı: Ruth Ware
Yayınevi: Yabancı Yayınları

Karanlık ormanda
Karanlık, kapkaranlık bir ev vardı;
Ve o karanlık evde karanlık, kapkaranlık bir oda...
O karanlık odada...

Bazen korkulacak tek şey... insanın kendisidir. Nora on yıldır geçmişinden kaçıyordu. Evini, arkadaşlarını ve özlememesi gerektiğini düşündüğü bir hayatı geride bırakmıştı. Hiç beklemediği bir anda gelen bir bekârlığa veda partisi daveti, onu geçmişiyle yüzleşmeye zorluyordu. Bu, Nora'nın geçmişini nihayet bir kenara bırakması için bir işaret miydi? Ama bir şeyler yanlış gidiyordu. Çok ama çok yanlış... Bazı sırların sonsuza dek saklanması mümkün müydü?
MERHABALAR! 

  Uzun zamandır bloğa kitap yorumu yazmadığımın farkındayım.Bunun sebebi ise bu yılın (2017) benim için pek verimli geçmemesinden kaynaklı.Sene başında Goodreads üzerinden kendime koyduğum hedefe (45idi) doğru düzgün yaklaşamadım bile (28).Acaba ne zaman gerçekten istediğim kadar okuyabildiğim bir yıl geçireceğim merak ediyorum.Ama o zamana kadar da gerçekten çok çalışıp hayatımı düzene sokmam gerekiyor bunun da farkındayım.

  Nedense kitap yorumu yazarken bir anda içimden sizinle konuşmak,tüm sırlarımı size açıklamak geliyor.

  Huh,kitabımıza gelirsek; 
  Kapkaranlık Ormanda yıllardır dikkatimi çeken ve ince olmasından kaynaklı,bolca yorum okumamdan da kaynaklı listemde olan bir kitaptı.Bir gün e-kitap/e-book sitelerinde gezerken gördüm ve indirdim.Erasmus yapmaya başladığımda ise yurtta oturup sıkıldığım zamanda açıp okumaya başladım.
  Şimdi konuyu değiştiriyor gibi olmasın ama hani bazı kitaplar vardır; ilk sayfasını okursunuz ve anlarsınız o kitap sizin için değildir.Rafa kaldırıp ileride tekrar okumayı denemeniz gerekir.Ama Kapkaranlık Ormanda benim için çok doğru zamanda okunmuş bir romandı.Çünkü kitabın ilk sayfasından itibaren hiç sıkılmadan ilerlediğimi,hiç sıkılmadan da bitirdiğimi fark ettim.

   Nora kendi başına yaşayan,her güne ait bir rutini olan ve bu rutinleri bozmadan,hiç yorulmadan her gün yaşayan bir yazar.Ama geçmişi peşini bırakmıyor.On yıl önce arkasına bakmadan kaçtığı kasabasından,eskiden en yakın arkadaşı olan Clare'in bekarlığa veda partisine davet ediliyor.Merakını dindiremediğinden dolayı olaylar başlıyor.

  Bence kitapta konu olarak biraz klişe diyebileceğiniz,öngörülebilir bir konu işlenmişti.Sadece yazarın bu konuyu güzel işlediğini,uygun cümleler kullandığını düşünüyorum.Ki günümüzdeki romanlarda benim aradığım en büyük özelliklerden biri bu.Çünkü yazarların genellikle bir "ilham kaybı" içerisinde olduklarını düşünüyorum.
  Siz ne düşünüyorsunuz? Kitap hakkında ve yazarların "ilham kayıpları" hakkında? Benim bu yazıda sizinle paylaşacaklarım bu kadardı,

BİR SONRAKİ YAZIDA GÖRÜŞMEK ÜZERE!

  Sevgiler,
Ecrin
Beni buralarda da bulabilirsiniz;

 
FREE BLOGGER TEMPLATE BY DESIGNER BLOGS