Bülbülü Öldürmek - Harper Lee | #AlıntılarlaKişiliğim

22 Temmuz 2017 Cumartesi

Yeni bir köşe başlatmaya karar verdim! 
Şaşırdınız mı? 
Ben hiç şaşırmadım.
Arada bir bu huy bana gelir.Sonra yeni bir köşe açtığımı unuturum ve bir daha ki yeni açtığım köşeye kadar bu huyum böyle uzar gider (bknz: sıcak hava dosyası,soğuk hava dosyası,haftalık/sinema yorumlarım).Aslında bence Haftalık/Sinema Yorumlarım köşesini gayet iyi idare ediyordum.Sonra etmemeye başladım çünkü sinemaya gitmediğim için.Ama yine de isterseniz izlediğim filmleri size o şekilde sunabilirim,yani öyle bir yazı hazırlayıp size o halde sunabilirim ne dersiniz?

Lafı fazla uzatmıyorum.Ve kısacık alıntılarımı sizinle paylaşıyorum.Belki Bülbül'ü Öldürmek kitabını siz de benim sayemde sever ve okumaya karar verirsiniz.

Hah! Unutmadan söyliyeyim,eğer bu köşeyi sevdiyseniz yorum bırakmayı unutmayın.Konuşalım ^^.


"Okuma yetimi kaybetmekten korkuncaya dek okumayı asla sevmedim.Soluk alıp vermeyi sevmez ki insan."

""Sizce o deli mi?"
Bayan Maudie başını iki yana salladı."Deli değildiyse bile şimdiye delirmiştir.İnsanların başına ne geldiğini asla bilemeyiz.Kapalı kapılar ardında evlerde nelerin olup bittiğini,ne sırların gizlendiğini...""



"İstediğin kadar saksağanı vur vurabilirsen ama unutma,bülbülü öldürmek günahtır."

Nerelerdeyim ? | Belki kısa süreli belki uzun süreli bir yazı.

19 Temmuz 2017 Çarşamba



Son zamanlarda (yaklaşık bir iki aydır) buralarda değilim malesef.Dönmeyi bloguma gelip yazıları peş peşe girmeyi çok istiyorum.Ama kendimden yazı yazacak gücü bulamıyorum.
Sizinle paylaşmadığım,paylaşamadığım çok fazla yazı birikti.Bazıları için heyecanlıydım,bazıları içinse hala heyecanlıyım.Fakat yazabilir miyim yazamaz mıyım bilemiyorum.Size bir kaç madde sıralayacağım,neden burada olmadığım ve neden (belki?) olamayacağım için.İnanın bir kaç ay muallaktı ve muallakta kalmaya da devam ediyor.


  • Yurttan eve geçiş yaptım bilen ve bilmeyenleriniz için.Eve geldiğimden beri çalışıyorum (bayan giyim üzerine bir butiğimiz var orada çalışıyorum hobi gibi düşünebilirsiniz).Çalıştığım için evde olamıyorum ve bilgisayarda geçirdiğim vakit genelde keyif vakti oluyordu.
  • Evet oluyordu dedim çünkü şu aralar (iki haftadır) evde değişik bir şekilde internetimiz yok.Olduğundaysa da beş dakikalık gelip gidiyor.Bu yazıyı da evde bulduğum "geçici" internetimizle yazıyorum.Aslında bloga yazı yazamamamın en büyük nedenlerinden biri de bu internetsizlik durumumuz.Eğer internetimiz gelirse direkt buraya koşacağımı tekrardan biliyorsunuzdur umarım.
  • Üçüncü durum ise isteksizliğim.Şu aralar tek yapmak istediğim şey gezilecek yer listesi çıkarıp hayatımla ilgili planlar kurmak.
  • Ve bombayı patlatıyorum sanırsam artık.ERASMUS! Evet ben ve Erasmus.Size hiç çıtlatmadım şu ana kadar belki Gözde (okuyanmuggle.blogspot) anladıysa anladı,eğer başka anlayan varsa da instagram hesabımı takip ediyorlardır ve oradan görmüşlerdir.Erasmus işleri kafamı çok fazla karıştırıyor aynı zamanda da beni çok meşgul ediyorlar.


Sanırım diyeceklerim bu kadar,ileride burada Erasmus maceralarımı ve Erasmus belgelerimi paylaştığım bir bölüm açıcam ve sizinle oradan konuşmaya devam edicem.

O zamana kadar burada olamazsam sizi instagrama (ecrinkork | petreous) ve youtube kanalıma  (Ecrin Korkmaz) bekliyorum !

Eğer beni oralardan takip edip bana yazarsanız çok sevinirim! Özellikle youtube için çok fazla gelecek planım var.Erasmus sürem boyunca vlog çekip koymak istiyorum.Ama bunun için de desteklerinizi bekliyorum.Arkadaşınıza,dostunuza kime söylerseniz,abone olursanız falan çok mutlu olurum.

Söyleyeceklerim bu kadardı blog dostlarım.
Geldim ve gidiyorum.

Acı Çikolata - Laura Esquivel | Kitap Yorumu

25 Mayıs 2017 Perşembe

Kitabın Adı: Acı Çikolata
Orjinal Adı: Como Aqua Para Chocolate
Yazarın Adı: Laura Esquivel
Yayınevi: Can Yayınları

Yemek pişirerek, yemek yiyerek, yemekler aracılığıyla aşk ilanı, tinsel ve tensel iletişim gerçekleşebilir mi? Laura Esquivel, "Acı Çikolata" ile, içinde yemek tarifleri, aşk öyküleri ve kocakarı ilaçları bulunan bu romanla bu iletişimin gerçekleşebileceğini kanıtlıyor. Yüzyıl başlarında Meksika'da devrim, eski kolonyal toplumun son kalıntılarını temizlerken, aile geleneğine göre evlenmesi olanaksız, ama buna karşın Pedro'ya delicesine tutkun Tita, yemek yapmayı aşkının iletişim aracına dönüştürüyor. Laura Esquivel bu olanaksız aşkı yemek ve kocakarı ilaçları tanımlarıyla dile getiriyor ve sarsıcı, büyüleyici bir dille bu aşkın ezgisini yaratıyor; yarım kilo soğan, iki baş sarmısak, bir tutam fesleğen, romanın her satırından fışkıran yakıcı aşkın simgesine dönüşüyor. Yazarın ironik, neşeli ve yumuşak bir dili var; yaşam sevgisi ve tensel aşk bu dil içinde büyülü gerçekliğe bağlanıyor. Hiçbir kadın yazar, kadın dünyasını bu düzeyde dile getiremedi. Kısa zamanda on beş dile çevrilen ve yazarın senaryosuyla sinemaya aktarılan, filmi ülkemizde de büyük ilgiyle karşılanan "Acı Çikolata", başta Meksika ve ABD olmak üzere yayımlandığı her ülkede satış rekorları kırdı. Bir kez okumakla yetinemeyeceğiniz bir roman.

Sıcaklara olan direncimin az olduğu günlerden merhabalar!
Aynı zamanda size bu ayın dördüncü yazısından da merhaba diyorum.Çok mutluyum dördüncü yazıyı yazabilecek gücü kendimde bulduğum için.Çünkü şu aralar bayağı bir olumsuzlukla,koşuşturmacayla uğraşıyorum.Aslında bunlardan bir kaç tanesini söyleyebilirim; Erasmus belgelerim ve okulun kapanması.Bunlar benim için başlıca iki yorucu neden.Haftaya (tam olarak 1 Haziran da) eşyalarımı yurttan tamamiyle toplayıp eve gideceğim.Bir sonraki senenin ikinci dönemine kadar.İşte bu gibi nedenler beni yoruyor ve sürekli koşuşturmacalardan uzak durmak istiyorum.Aynı şekilde bu hafta ve haftaya finallerim var.Onlar da ayrı bir yoruyor hiç sorma.

Yalnız Acı Çikolata'nın yorumunu girmeye diye geldim sana neler anlatıyorum..Acım derinse demek..

Kitabımız çok değişik bir anlatıma sahip.Hem roman hem tarif kitabı olan Acı Çikolata ilk sayfaya bakmak için elinize aldığınızda sizi kendine okutuyor.Hem de ne okutmak iki günde bitiriyorsunuz! Arkadaşım "benim kitaplığımda durmasın al senin olsun" diye verdiğinde kitap ilgimi bile çekmemişti.Ama sonradan okumaya başlayınca gerçekten hoş bir roman olduğu kanısına vardım.

Acı Çikolata tam olarak hangi bölgede,ülke de geçtiğini hatırlamasam da İspanya,Meksika gibi bir şeyler hatırlıyorum.Aynı zamanda da Tita'nın o güzel kişiliğini.Tita kim anlatmamışım ona biraz değineyim.Tita kitabımızın baş karakteri,zaten onun duygularını,yaşamını ve yine onun yaptığı yemeklerin tariflerini okuyoruz.Şimdiden de uyarmalıyım bu kitaptaki tariflerin hiç birini evinizde yapamazsınız.Bu tarifler sadece o zamanın tarzını bize yansıtmak için yazılmış bence.

Benim kitapla ilgili düşüncelerimi paylaşmama gelirsek;
Kitap kendini okutan akıcı bir yoruma sahipti,fakat yemek tariflerinin olduğu kısımlar ve Tita'nın ailesiyle yaşadığı kısımlar beni sıktı.Yemek tariflerinin olduğu kısımlar yapılabilecek yemek tarifleri olmadığı için sıkıcıydı,Tita'nın ailesiyle yaşadığı olaylar da gerçeküstü olabilecek olaylar oldukları için sıkıcılardı.onun dışında kitapla ilgili hiç bir sorunum yoktu.Hatta kendini bu kadar hızlı okutmasına ve çabucak bitirmeme şaşırdığımı söylemem gerekir.

Okuyun der miyim? Önerir miyim? Eh o ruh halime bağlı.Ama ileride aklıma gelebilecek bir kitap olmadığı kesin.


BİR SONRAKİ YAZIDA GÖRÜŞMEK ÜZERE!

  Sevgiler,
Ecrin
Beni buralarda da bulabilirsiniz;

Göremediğimiz Tüm Işıklar - Antony Doerr | Kitap Yorumu

18 Mayıs 2017 Perşembe

İlgili resimKitabın Adı: Göremediğimiz Tüm Işıklar
Orjinal Adı: All The Light We Cannot See
Yazarın Adı: Antony Doerr 
Yayınevi: Koridor Yayınları 

Marie-Laure, bir müzede kilit ustası olan babasıyla birlikte Paris'te yaşamaktadır. Gözleri gün geçtikçe daha az görmeye başlayan Marie-Laure, altı yaşına geldiğinde kör olur. Babası ona yaşadıkları mahallenin mükemmel bir minyatürünü yapar, böylece her yeri parmaklarıyla ezberler ve artık dışarı çıktığında evinin yolunu bulabilecektir. Fakat bir sabah savaşın kara bulutları şehrin üzerine çökünce, yanlarında müzeye ait içi sırlarla dolu bir taş ile, Saint-Malo'da deniz kenarında bir evde yaşayan, yirmi yıldır dışarı adım atmamış olan amcalarının yanına gitmek zorunda kalırlar.
Almanya'da bir maden kasabasında kız kardeşi ile birlikte bir yetimhanede büyüyen Werner'in önündeki tek seçenek, on beş yaşına geldiğinde babasının öldüğü madende çalışmaktır. Işık kadar beyaz saçları ve sonsuz merak içinde yüzen zihni ile Werner özel bir çocuktur. Bir gün şans eseri eski bir radyo bulup onu çalışır hale getirince ve karşılaştığı her elektronik aleti dakikalar içinde tamir edince, bir subay tarafından keşfedilir ve sonradan bir katil ordusu olduğunu öğreneceği özel bir okula gitme fırsatı elde eder. Orada dâhi olmasının bedelini ödeyip, hayatın acı taraflarına tanıklık ederken, kendisini Marie-Laure ile kaderlerinin kesişeceği Saint-Malo'da bulur.

  Yine okumamın üzerinden aylar,yıllar geçen bir kitapla karşınızdayım.Fakat bu kitabın yorumunu yazmamamın sebebi var.Okuduktan sonra kendime bir süre gelememiş ve başka bir kitabı açıp okuyamaya da  başlayamamıştım.Zaten kitap ilk okumaya başladığınızda kendini okutmuyor,bittiğinde de başka kitap okutmuyor.Resmen ikileme düşüyorsunuz.Giriş paragrafından da anlayacağınız üzere kitaptan etkilendim,okurken bir sürü post-it yapıştırdım.Her cümlesini alıntılamak,başka konuşmalarda kullanmak istedim.Ama benim beynim malesef üşengeç bir beyin ne Werner'in beyni gibi ne de Marie-Laure gibi...

  Kitabın konusuna gelecek olursam;
  Kitap hatırladığım kadarıyla 2.Dünya Savaş'ında yaşananlara değiniyor.Maalesef ki kitabı okumamın üzerinden biraz zaman geçtiği için de hatırlayamıyorum.Siz sadece bir savaş zamanını anlattığını bilin yeter.Kitabın girişi, Alev Denizi adlı bir taşın hikayesiyle başlıyor.Aynı zamanda da bitişi de onunla bitiyor.Çünkü aslında kitabımızın ana karakteri Alev Denizi.
Bir de yan karakterlerimiz var; kör kızımız Marie-Laure ve tam bir deha olan yetim Werner.Bu iki "çocuk" ,yetişkinlerin yapamayacağını,anlamayacağını düşündüğümüz çoğu şeyi yapıp,anlıyorlar.

  Eh kitabın konusu hakkında çok az bilgi vermiş oldum size.Şimdi de genel hatlarıyla kitaptan bahsetmek istiyorum.Eğer hala yorumu okuyorsanız,okumaya devam edin sevgili okuyucularım.(teşekkür ederim bu arada okuduğunuz için)

  Kitap 1900'lü yıllardan başlayıp 2014'e kadar devam ediyor.Aynı zamanda da çok karışık,zor anlanabilen bir anlatıma sahip.Şöyle ki ben ilk 200 sayfasını işkenceymişçesine okudum,sonraki 350 sayfası mı? Akıp gitti.Elimden bırakmadan okudum ve bir akşamda bitirdim.

  Göremediğimiz Tüm Işıklar yorumumu çok fazla uzatmak istemiyorum.Yukarı da dediklerim okumayanlar için bir önbilgi,okuyanlar içinse tazeleme olmuştur umarım.Yorumumu da kitaptan bir alıntıyla kapamak istiyorum.


"Gözlerinizi açın ve sonsuza kadar kapanmadan önce onlarla ne kadar çok şey görebilirseniz görün."

BİR SONRAKİ YAZIDA GÖRÜŞMEK ÜZERE!

  Sevgiler,
Ecrin
Beni buralarda da bulabilirsiniz;

Buradayım - Clélie Avit | Kitap Yorumu

15 Mayıs 2017 Pazartesi

Kitabın Adı: Buradayım
Orjinal Adı: Je Suis La
Yazarın Adı: Clélie Avit
Yayınevi: Go! Kitap

Başımı çevirmek ve gözlerimi açmak istiyorum

Elsa bir tırmanış esnasında geçirdiği kaza yüzünden beş aydır komadadır. Uyanacağına dair tüm ümitlerini yitiren ailesi ve doktorları yaşam destek ünitesinin fişini çekmenin zamanının geldiğini düşünür. Ama bilmedikleri bir şey vardır: Bilincini kısmen geri kazanan Elsa etrafındaki sesleri duyabilmektedir. Ne var ki onlara hâlâ orada olduğunu söylemesinin bir yolu yoktur.
Thibault da aynı hastaneye kardeşi için gelir. Alkollü araç kullanıp iki küçük kızın ölümüne sebep olan kardeşiyle konuşmayı reddeden Thibault bir gün Elsa'nın odasına sığınır. O günden sonra da Elsa'yı düzenli olarak ziyaret etmeye başlar. Onunla birlikte uyur. Onunla konuşur. Ve Elsa'nın, söylediği her şeyi duyduğunu hisseder.
Thibault'nun bu ziyaretleri Elsa için yeniden nefes almak gibidir. Nihayet biri onunla konuşur, onu güldürür, ona uğruna mücadele edeceği bir şey verir. Thibault artık Elsa'nın gökkuşağıdır. Elsa hiçbir şey için olmasa da onun için uyanmak ister. Ama zamanı gittikçe daralmaktadır. Acaba Thibault çok geç olmadan ona ulaşmayı başarabilecek midir?

  Taslaklarıma bakarken fark ettim ki aylar önce -cidden aylar önce- okuduğum Buradayım kitabının yorumunu yazmamışım.Ve kendime "2017'de bloga girmediğim yorum kalmayacak" dediğim için de eh burada karşınızda mart ayında okuduğum kitapla duruyorum.

  Şimdi eğer dönüp bana "ne kadar hatırlayacaksın Ecrin?" derseniz size sadece göz kırpar ve gülümserim.Belki hatırlamayabilirim ama instagram ve goodreads'e çok güzel minnacık yorumlar yazmıştım.Onlardan biraz kopya çekerek hazırlayacağım bu yorumu da.

  Kitabın konusundan biraz bahsetmek gerekirse;
  Elsa dağcılıkla uğraşan bir kızımızdır.Bir gün dağ tırmanışındayken işler hiç umduğu gibi gitmez ve kendini kaçınılmaz sonda bulur: komada.
  Thibault kendi işiyle uğraşan hayattan pek umudu olmayan orta yaşlı bir arkadaşımızdır.Trafik kazası geçiren kardeşi için hastaneye gidip gelirken "yanlışlıkla" ve bilerek Elsa'nın odasına girer.Kitabımız da bu şekilde başlar.

  Kitabın konusu güzel,daha önce milyonlarca kere işlenmiş olsa da gerçekten güzel bir konuya sahip bence.Fakat yazarımızın kalemi çok usta bir kalem değil.Çünkü kitabı okurken bazı uğraşılmamış noktalara denk geliyorsunuz.Karakterler arasındaki konuşmalar,kitabın kısalığı gibi.Bunlar kitabı okurken ne kadar göze batmasa da kitap bitince insanın gözüne batmaya başlıyor.

  Son olarakta değinmek istediğim nokta kitabın kapağı.Yurt dışındaki kapağa bakmadım fakat ülkemizdeki kapağı ciddi anlamda güzel değil.Ki bence kitabın dikkat çekmemesindeki tek nokta da kapağı.

Üstümden çoook büyük bir yük kalkmış gibi hissediyorum yorumu yazdığım için.

BİR SONRAKİ YAZIDA GÖRÜŞMEK ÜZERE!

  Sevgiler,
Ecrin
Beni buralarda da bulabilirsiniz;

 
FREE BLOGGER TEMPLATE BY DESIGNER BLOGS