Riverdale 2.Sezon İncelemesi | Dizi Yorumlarım

6 Ekim 2018 Cumartesi

Related image
MERHABALAR!
En sevdiğim dizilerden biri olan Riverdale 3.Sezon ile haftaya çarşamba -10.10.2018- dönüyor!! Nasıl mesudum size anlatamam.Yaz boyu üçüncü sezon tanıtım fragmanlarını bekleyerek hatta ikinci sezonu tekrar tekrar izleyerek geçirdim.Benim için bu dizinin en büyük yeri oyuncuların hepsini tek tek seviyor olmam ve de hepsine karşı ayrı bir sempati beslemem.Tabii ki bunun dışında dizinin atmosferi,sezon başı konu değiştirmeleri ve de Riverdale dünyasının beni derinden etkilemesi de var.Yakında çıkacak olan Chilling Adventures of Sabrina'yı da kesin bu dizinin yanına ekleyecekmişim gibi gözüküyor.

Fakat bu günkü konumuz hazır yeni sezon gelmeden sizinle beraber eski sezonu yadetmek,anılarımızı deprestirmek ve de yeni sezonla ilgili fikirlerimizi paylaşmak,ki benim yeni sezonla ilgili şüphelerim var!

İkinci sezonda yayınladıkları yirmi iki bölüm boyunca dizinin yapımcıları,senaristleri ve de oyuncuları sağolsun resmen Riverdale halkının ve gençlerimizin başına gelmeyen kalmadı.Black Hood adı verilen bir katil peydah oldu,Betty'nin erkek kardeşi ortaya çıktı ve daha sizi saymakla bitiremeyeceğim kadar kötü olay başlarına geldi.


Şimdi biraz da giflerle olayları takip edelim;


Archie babasının vurulmasından sonra ikinci sezon başlangıcında daha karanlık,daha kararlı ve de daha kötü bir karaktere dönüşme yolunda kendince bir kaç adım attı.Kendi kötücül grubunu kurdu,Veronica'nın babasıyla iş anlaşmaları yaptı ve de babasına dahi haber vermeden kendi başına South Side kısmına gidip Black Hood aramalarına başladı.


Bu sırada babası hapiste olan Judhead ise Serpent grubunun bir üyesi olma,hatta onların başı olma yolunda adımlar attı.Pek onaylamadığım adımlar olmakla birlikte bu adımlar Jughead'in hayatını bayağı bir değiştirdi.Okulunu değiştirmiş olan Jughead'in başına bir Serpent olarak bayağı bir olay geldi.


Ah ah dizide dediğim gibi gerçekten Riverdale halkının başına gelmeyen kalmadı ki bunlardan bir örnekte kesinlikle bahtsız Cheryl Blossom.Zaten birinci sezonda ikiz kardeşini ve babasını kaybeden Cheryl bu sezonda ise annesinin korkunç kötülüklerine,birine aşık olmaya ve de babasının yeniden hayata dönmesi (?????) gibi talihsizliklere tanık oldu.Tabii ki dizideki en talihsiz karakter malesef o değildi;
Betty Cooper.

İçinde karanlık olduğuna ve o karanlığın her geçengün kendisini ele geçirdiğine inanan Betty'nin başına gerçekten çok fazla şey geldi.Hatta bazı bölümlerde ben bile iyi ki Jughead ile sevgili diye şükrettim.Onun dışında babasının Black Hood çıkmasına, AY HİÇ İNANMIYORUM HALA DA NEYSE, kardeşinin bir psikopat çıkmasına ve de diğer kardeşinin,ablasının da onlara yüz çevirmesine tanık oldu.Bir de üzerine annesiyle beraber birini öldürünce olaylar onun için işin içinden çıkılmaz hale geldi.Yine de sezonun son bölümünde onun değilde Archie'nin başı belaya girdi.Çünkü kimi arkanda bıraktığına ve de kimi yanına aldığına dikkat etmek gerekiyor ve tabii ki bizim salak Archie Andrews buna hiiiç mi hiiç dikkat etmiyor.

Ay resmen yoruldum sizinle her karakteri tek tek konuşurken.Bu karakterler dışında bir de Veronica vardı,onu da unuttuğumu düşünmüş olabilirsiniz ama kesinlikle unutmadım.Onun hakkında konuşmak istemedim çünkü aşırı sinir bozucu bir karakter bana kalırsa,başına bir şey gelmediği halde şanslı olduğu için de diğer karakterlerimizden farkla sıyrılıyor anlayacağınız gibi.
Düşündüğümden ve yazmayı umduğumdan daha uzun bir yazı oldu kesinlikle.Umarım üçüncü sezondan sonra da sizinle böyle gelir konuşurum çünkü üçüncü sezonu merakla beklemekteyim!

Riverdale 1.Sezon incelemesi yazım için tık! 

BİR SONRAKİ YAZIDA GÖRÜŞMEK ÜZERE!

  Sevgiler,
Ecrin
Beni buralarda da bulabilirsiniz;

Egomanyak - Vi Keeland | Kitap Yorumu

1 Ekim 2018 Pazartesi

36447397
Kitabın Adı: Egomanyak 
Orijinal Dil: Egomaniac
Yazarın Adı: Vi Keeland 
Yayınevi: Yabancı Yayınları 

Drew Jagger’la tanıştığım akşam, Park Avenue’daki yeni ofisimi ilk kullanışımdı. Dövüş hareketlerimi üstünde denemeden hemen önce 911 aradım. Beni hızlıca alaşağı etti, sonra onu dövmeye girişmeme güldü. Ofisime izinsiz giren kişi tabii kendini beğenmiş olacaktı, ne bekliyordum ki? Fakat ofise izinsiz giren o değilmiş. Benmişim. Ofisi kiralarken dolandırılmıştım. Tamamen zıt kişilerdik. Drew öfkeli, inanılmaz yakışıklı ve ilişkileri bitiren biriydi. Benim işim ise insanların evliliklerini kurtarmalarında yardımcı olmaktı. Aramızda ortak olan tek şey, aynı ofisi kullanıyor olmamızdı. Bir de gün geçtikçe inkâr etmesi zorlaşan çekimimiz. 

MERHABALAR!
  Herkese musmutlu haftalar dilerim! Bu gün ne kadar enerjik kalkmasam da verimli bir gün geçireceğime dair umutlu uyandım.O yüzden yapacağım aktivitelerden birinin blogumla vakit geçirmek olduğuna karar verdim.Umarım sizin de gününüz güzel geçer! (Daha ne kadar güne erken başlamış olsam da...)

  Bu gün benim en sevdiğim tür olan Romance/Romantik,New Adult türünde bir kitapla karşınızdayım! Ki bu kitap benim gerçekten okurken eğlendiğim,bir çırpıda okuyup bitirdiğim kitaplardan birisi.Ve bence New Adult türünün en önemli özelliklerinden biri hızlı okunabilinir olmaları ve de okurken yüzünüzde o şapşal gülümselerden birini oturtabilmeleri.

  Drew ve Emerie'nin tanışma hikayeleri ne kadar trajikomik olsa da aynı zamanda da çoğu kişinin sinir olacağı bir durum.Düşünsenize bir ofis kiralıyorsunuz ve de yeni ofisinizi kullanmaya başladığınız bir akşam pat diye o ofisin sizin olmadığı bir yabancı tarafından söyleniyor,ki bu ofis için hem tüm paranızı yatırmışsınız hem de elinizde avucunuzda o ofisten başka bir şey yok.Tabii ki sinirlenir karşınıza çıkan kişiyi yerle bir etmeye çalışırsınız ve kitapta da olduğu gibi Emerie'nin yaptığı şey de o oluyor,karşısına çıkan yabancıyı yerle bir etmeye çalışıyor.Eh bu da kitap için çok iyi bir başlangıç değil de ne?

  Egomanyak benim çoğu New Adult tarzı kitaba vereceğim tepkileri aldı; ara ara kadın baş karaktere sinir olmak,erkek başkaraktere aşık olmak,yok artık tepkileri ve daha niceleri.Fakat diğer kitaplardan farklı olarak bu kitapta yazardan ve çevirmenden kaynaklı olarak akıp giden bir anlatım da vardı.O yüzden okurken bir dakika bile zorlandığımı hatırlamıyorum.Hatta daha fazlasını okumak için sabırsızlandığımı hatırlıyorum.

  Resmen enerjimin doruklarında olmama rağmen aynı zamanda da içimde bir üşengeçlikte var.O yüzden bir türlü yazdığım yoruma odaklanamıyorum,yine de sanırım kullanabileceğim tüm kelimeleri,cümleleri kullandım! 

BİR SONRAKİ YAZIDA GÖRÜŞMEK ÜZERE!

  Sevgiler,
Ecrin
Beni buralarda da bulabilirsiniz;

Buzkentteki En Soğuk Kız - Holly Black | Kitap Yorumu

28 Eylül 2018 Cuma


Kitabın Adı: Buzkentin En Soğuk Kızı 
Orjinal Adı:  The Coldest Girl in Coldesttown
Yazarın Adı: Holly Black 
Yayınevi: Artemis Yayınları 

Buzkent tüyler ürperticiydi. Tana bunu herkesten iyi biliyordu. Görkemli bir kafes,
tehlikeli bir hapishaneydi. Lanetliler ve onlarla eğlenmek isteyenler için kusursuz bir mezarlıktı.
Tana'nın dünyasında Buzkent denen, duvarlarla çevrili şehirler vardı. Karantinaya alınmış canavarlarla insanların yaşadığı Buzkentler, av ve avcının bir arada olduğu kanlı bir hapishaneydi. Ve Buzkent'in kapısından bir kez içeri girince, bir daha çıkamazdınız...
Tana son derece sıradan bir partinin sabahında uyandığında, kendini cesetlerin arasında bulacaktı. Korkunç katliamdan onun dışında iki kişi daha sağ kurtulmuştu. Tana'nın sevimli eski erkek arkadaşı ve korkunç bir sır saklayan, gizemli bir genç adam. Tana; üçünün de hayatını kurtarmak için bildiği tek yolu izleyecek, doğruca Buzkent'in dehşet verici kalbine gidecekti.

MERHABALAR!
Uzun zamandır,yirmi günü aşkındır sizinle yazı namına bir şey paylaşamıyordum.Bu durum biraz benim ruhsal çöküşte olmamdan,biraz da enerji bulamamamdan kaynaklanıyordu.Yoksa sizinle paylaşmaya can attığım bir sürü kitap yorumu,film ve de dizi yazısı vardı.Fakat ben böyle hissedince ve bu durumdan çok çabuk kurtulamayınca gördüğünüz gibi blogumda sahipsiz kaldı.

Mayısın sonunda okuduğum andan itibaren bu kitabın yorumunu yazmayı sabırsızlıkla bekliyorum,çünkü fantastik türünde en sevdiğim konulardan biri olan vampir içeriğini okuyucuya tüm farklılığıyla sunan kitaplardan biri,Buzkentin En Soğuk Kızı. 
Biliyorum kitabın ismi sizi ilk okuduğunuzda çekmedi ama sizi temin ediyorum ki okurken sayfaları nasıl çevirdiğinizi bile anlamayacaksınız.

Holly Black benim uzun süredir ismini duyduğum yazarlardan biri,hatta goodreads yazar sayfasına girdiğiniz de bile yazarın eserlerini görünce şaşırıyorsunuz.Çünkü ne kadar ülkemiz de beklediğimiz kadar kitabı yayınlanmamış olsa da yurtdışında bir hayli kitabı yayınlanmış durumda.Ve ben -bu arada Türkiyede de bayağı kitabı basılmış durumda- Buzkentin En Soğuk Kızı ile yazara ilk şansımı vermiş bulundum.Şaşırarak söylemeliyim ki kitap beklentimin bayağı üstünde çıktı! 
Öncelikle benim fantastik kitaplardan aradıklarımı bir listeliyim;
  • hızlıca okunması,
  • mantıklı bir kurgusu olması, ki bu madde her fantastik kitapta bulunmuyor ve bu madde hepsinde bulunmadığı için de kitaplar genelde fos çıkıyor,
  • karakterlerin itici olmaması,
  • yazarın biraz da olsa yazma yeteneğine sahip olması.

Bu maddeleri karşıladıkça her kitabı elimden geldiğince okuyabiliyorum,fakat bu kitap yukarıdaki maddeleri karşılamakla kalmadı hepsini ezip geçti! Tamam kabul ediyorum klişe bir vampir kitabı değildi belki ama klişe konu gidişatına sahipti.Hele Tana ve Gavriel arasında geçenler ve Tana'nın kitap boyunca hep "cesaretliyim ben" halleri.

Evet fark etmediğim nokta kitaptan övgüyle bahsederken kitabın konusundan bahsetmemiş olmam.Kitabın konusundan da bahsedelim öyleyse ardından da artık yazıyı bitiririz.

Kitap dünyamızın bir virüsle altüst olduğu herkesin ya normal şekilde hayatlarına devam ettiği ya da "Soğuk" olup hayatlarına kanla beslenerek vampir olarak devam ettiği alternatif bir dünyada geçiyor.Tabii her kitabın bir anakarakteri olduğu gibi bu kitabın anakarakteri olan Tana,bir gün gittiği partide yanlışlıkla uyuyakaldığında ve ertesi gün uyandığında hayatının değiştiğini,artık farklı bir şekilde yaşayacağını anlamış oluyor.
Kitabın ilerleyişi ise Tara'nın da kendini bir soğuk olarak adlandırmasıyla ve de soğukların,başka bir deyişle de vampirlerin kentine Buzkent'e kendini kapatmayı düşünmesiyle ilerliyor olaylar.

Ölümü,ölümlü dünyayı ve geçici hevesler konusuna ara ara değinen Holly Black'in okuduğum kitabı olan Buzkentteki En Soğuk Kız benim okurken eğlendiğim,hatta sonlara doğru hızımı alamadığım bir kitaptı.Umarım siz de benim gibi okuduktan sonra seversiniz! 

BİR SONRAKİ YAZIDA GÖRÜŞMEK ÜZERE!

  Sevgiler,
Ecrin
Beni buralarda da bulabilirsiniz;

#şusıralar | Filmler,Diziler | AĞUSTOS

1 Eylül 2018 Cumartesi

MERHABALAR!
İnanabiliyor musunuz AĞUSTOS ayı da bitti! Resmen 18 yaz tatilimiz bitiyor.İçten içe şok oluyorum,üzülüyorum fakat aynı zamanda da yeni sezon için tam gaz heyecanlıyım.Hele hele yeni sezonda bir sürü kitap okuma maratonu fikrim varken,daha da heyecanlıyım.

Yine de bu gün burada toplanmamızın sebebi AĞUSTOS AYINDA İZLEDİKLERİM,doğru duydunuz filmler ve dizilerle karşınızdayım.Çok verimli bir ay geçirmediğimi itiraf etmeliyim,fakat çalışıyordum ve de Kurban Bayramı da araya girdi derken fazlaca vaktim gitti.Elimde kalanlarla da çırpınarak bu kadarını yapabildim.

Başlayalım bakalım;
(yalnız fark ettiniz mi bu sefer üşenmedim hepsinin afişini tekrardan ekledim..)

Related image
Ghost Stories | Hayalet Hikayeleri | 2017
Korku filmi arayışlarındayken annemle beraber merak ederek başladığımız bir filmdi Hayalet Hikayeleri.Malesef fragmanındaki gibi bir film olmadığını,hatta belgesel tarzının altında yatan saçma kısımları olduğunu da belirtmem gerekiyor.Bana kalırsa gerçekten izleyebileceğiniz başka bir film yoksa ve çaresizseniz izlemeniz gereken bir film.

Related image
Nocturnal Animals | Gece Hayvanları | 2016
Yalnız Ağustos ayı boyunca nerede beni gerebilecek film varsa hepsini izlemişim.Beni geren filmlerden bir diğeri de Gece Hayvanları idi.Ne kadar filmde oynayan oyuncuları ve oyunculukları sevsem de konu insanın tüylerini ürperten bir konuydu.Yine de eğer gerilim türünde bir film arıyorsanız izlemenizi tavsiye ederim.

Related image
Jigsaw | Testere | 2017
Annem benim Testere serisi ilk çıktığından beri neredeyse bir Testere hayranı,bilgilerine ve de zekasına çok güveniyor.Testerenin de son çıkan Testere filmini görünce "hadi gel izleyelim" tarzı bir bakışma oldu ve de sonucu görüyorsunuz.Kana katlanamayan birine göre bence iyi idare ediyorum.

Related image
Stronger | Güçlü Kal | 2017
Stronger gerçek bir hikayeden esinlenerek çekilmiş filmlerden biri.Boston Maratonundaki patlamada bombacıyı fark eden,onu teşhis eden kişinin Jeff Baufman'ın o zamanlarda yaşadığı ve ondan sonraki sürede patlayan bombadan dolayı kaybettiği iki ayağıyla olan mücadelesini,hayat mücadelesini anlatan bir filmdi.Kalbimin ara sıra kaldıramadığı,nefes darlığı çekmeme sebep olan aynı zamanda da gözlerimi dolduran bir filmdi Stronger.Eğer ilham alınabilecek bir film arıyorsanız ya da hayatın ne kadar önemli olduğunu anlamak istiyorsanız izlemelisiniz derim.

Image result for kuzuların sessizliği
The Silence of the Lambs | Kuzuların Sessizliği | 1991
Vuhu! Listedeki en çok beğendiğim filmlerden birine sıra geldi; Kuzuların Sessizliği.
İnanabiliyor musunuz film benden yaşlı,ben 97liyim fakat o 91li.Aramızdaki yaş farkı bile beni etkilemesi için bir neden fakat beni etkileyen şey hayali bir karakter olan Hannibal Lecter ve onun zihni.Çoktan izlemişsinizdir diye ayrıntıya inmiyorum,yine de izlemediyseniz hala çok geç değil bir gününüzü ayırıp izleyin.Çünkü film bittikten sonra etkisinden çıkamayacaksınız.
PS: Aynı zamanda da bir seri.

Related image
Happy Death Day | 2017
Happy Death Day benim korku ve gerilim tarzında olan filmlere doyamamamdan kaynaklı bir izlemeydi.Yine de güzel ve ara ara komikti.Hakkında söylenecek pek fazla kelime,cümle yok.
Image result for american animals
American Animals | 2018
Bir sanat tarihçisi olarak nerede sanat kaçakçısı varsa anlamam lazımmış gibi hissediyorum.Tabii aynı zamanda da iyi bir sanat tarihçisi olmadığımı biliyorum.Bu film ise belgesel ve de kurgunun iç içe karışmış hali.Dört arkadaşın bir üniversitenin kütüphane kısmında kalan nadide dört kitabı çalma girişimlerini anlatıyor.Film bittikten sonra aklımda kalan kısımları oldu ve benim için iyi bir film aklımda kalan filmdir.


Image result for TAG movie
TAG | 2018
Yurtdışındaki ismiyle TAG Türkçe ismiyle YAKALANDIN! Ağustos ayında izlediğim en keyif verici  (?) filmlerden biriydi.İzlerken hem güldüm hem de şaşırdım.Çünkü gerçekten bir grup arkadaşın hayatları boyunca ebelemece oynayabileceklerini düşünmemiştim.Fakat film biterken gösterilen kanıtlar bayağı şaşırmama sebep oldu.Zaman geçirmelik,gülmelik,eğlenmelik bir film arıyorsanız kesinlikle tavsiyemdir.

Related image
On Chesil Beach | 2017
Öhüm,konuya nasıl girmeliyim ve de ne demeliyim gerçekten bilemiyorum.Çünkü On Chesil Beach benim beklediğimden çok çok farklı bir film çıktı.Ben klişe bir 80ler 90lar geçmiş dönem aşk hikayesi bekliyordum.Tabii size bir aşk hikayesi sunuluyor ama aynı zamanda da kalbinizi göğüs kafesinizden alıp götürüyor.Diyeceklerim sanırım bu kadar,daha fazla söze gerek yok.

Image result for blockers
Blockers | 2018
Blockers üniversiteye geçiş aşamasında olan üç tane lise son öğrencisinin ailesiyle olan çabalarını ve kendilerini büyük hissetme,yetişkinliğe geçiş dönemlerini anlatıyor.Aynı zamanda da tüm bunları bir birleşim olarak anlatıyor,kesinlikle komik şekilde.

Image result for to all the boys i loved before movie
To All The Boys I've Loved Before | 2018
VUHU! Sanırım Ağustos ayında izlediğim en tatlı film Netflix'in yayınladığı Sevdiğim Tüm Erkeklere filmiydi.Ve kesinlikle erkek arkadaşımla tekrar izlemek istediğim bir film oldu.Bence küçükten büyüğe hitap eden bir film olmuş.Çünkü kitapta olduğu gibi sadece Lara Jean'e odaklı değildi.Kesinlikle izlemediyseniz hemen izlemenizi önereceğim bir film Sevdiğim Tüm Erkeklere.

Related image
Ocean's 8 | 2018
Ocean's serisini sevmeyen yoktur herhalde? Her ne kadar oturup tamamiyle baştan sona bir maraton yapmamış olsam da küçüklüğümden beri tüm Ocean's filmlerini büyük merakla izlemişimdir.Bu yaz piyasaya sürülen Ocean's 8'i izlemek için de bayağı heyecanlıydım.Efsane kadrosunun yanında bilindik ve bizi yüzüstü bırakmayacağını umduğum konusuyla eğlendiğim bir film oldu Oceans 8.
Related image
Cebimdeki Yabancı | 2018
Şubatta sinemaya girdiğinden beri izlemek istediğim Türk yapımı olan Cebimdeki Yabancı'yı nihayet izleyebildim.İnternete düşmesinin biraz zaman aldığını düşünsem de  sabırla beklediğimi de düşünüyorum.Bazı yerlerde tüylerimin diken diken olmasına sebep olsa da gayet hoş bir filmdi Cebimdeki Yabancı.Ve kesinlikle başarılı Türk yapımlarından biri.

PS:Biliyorum İtalyan ve de Fransız yapımları da var.

DİZİLER

Image result for the sinner season 1
THE SINNER | 2017 | 1.sezon
İkinci sezonuyla da adından sık sık bahsettiren The Sinner'a sonunda ben de başlayabildim.Daha başlamak istediğim bir sürü dizi olsa da başlangıç olarak Sinner'ın iyi bir başlangıç olduğunu düşünüyorum.Aslında birinci sezon hakkında uzun uzun da konuşmak isterim.Çünkü gerçekten uzun bir film gibi izleniliyordu.Ayrıca bitirdikten sonra da tadı damağınızda kalan bir diziydi.
Yine de herkese önerebileceğim bir dizi değildi.Çünkü herkesin kaldırabileceğini düşünmüyorum.

Related image
How I Met Your Mother | 1.sezon 7 bölüm
Friends'i bitirdiğimden beri boşluktayım.Geri dönüp dönüp bazı bölümlerini tekrar izlesem de Friends gibi bir dizi arayışındayım ne zamandır.Broklyn Nine Nine'ı denedim -iki bölüm izledim- fakat bana uymadı.Ve Friends'ten önce izlediğim fakat tüm sezonlarını bitirmediğim H.I.M.Y.M.'a tekrar başlama kararı aldım.
Yine de dişime tam uymadığını çok eğlendiğimi söyleyemem.Büyük ihtimalle yakınlarda yeni bir. dizi arayışına gidicem.


Çok uzun bir yazı olduğunu düşünüyorum.Her zaman #şusıralar yazılarımı yazmak bana iyi geldiği için,umarım sizde benim #şusıralar yazılarımı beğeniyorsunuzdur.
Son olarak bana önerebileceğiniz "oo Ecrin bu diziyi/filmi izlemediysen kesin izlemelisin" dediğiniz filmler/diziler varsa önerilerinizi bekliyorum.

BİR SONRAKİ YAZIDA GÖRÜŞMEK ÜZERE!

  Sevgiler,
Ecrin
Beni buralarda da bulabilirsiniz;

Çavdar Tarlasında Çocuklar - J.D.Salinger | Kitap Yorumu

30 Ağustos 2018 Perşembe

Kitabın Adı: Çavdar Tarlasında Çocuklar 
Orjinal Adı:  The Catcher in the Rye 
Yazarın Adı: J.D.Salinger
Yayınevi: YKY Yayıncılık 

Pek çok insanın hakkında konuştuğum için üzgünüm. Bildiğim tek şey; size anlattığım herkesi biraz özlüyorum. Bizim Stradlater'ı ve Ackley'i bile, sözgelimi. Sanırım o lanet Maurice'i bile özlüyorum. Sakın kimseye bir şey anlatmayın. Herkesi özlemeye başlıyorsunuz sonra.
Çavdar Tarlasında Çocuklar, Salinger'ın tek romanı. Ergenlik çağının içinde, yetişkin dünyanın düzenine karşı isyankar bir çocuğun, bir Noel öncesi başına gelenler... Bu sürecin bir psikiyatri kliniğinde noktalanışı. Holden Caulfield'in masumiyet arayışının iç burkucu romanı. Belki de Salinger'ın.
1993'te Franny ve Zoey ile Dokuz Öykü adlı kitaplarını yayımladığımız Salinger, 1963'ten bu yana yeni bir yapıt yayımlamamasına ve neredeyse efsane haline gelmiş bir gizlilik içinde yaşamasına karşın, dünya edebiyat gündemindeki yerini hep koruyor.

MERHABALAR!
Biliyor musunuz bazen blogu çok özlüyorum ve de blog hayatım olmadan napardım ya da nasıl biri olurdum diye düşünüyorum.İyi ki öyle bir durum yok ve de bazı günler,bazı aylar blogumu boşlasam da blogger hayatıma kaldığım yerden,sorunsuz olduğunu düşündüğüm şekilde devam ediyorum ve bunu gerçekten seviyorum.

30 Coolest Alternative Book Covers 5

Bu gün ise J.D.Salinger'ın en ünlü ve tek romanından bahsedicez.Evet doğru okudunuz tek romanı,hayatı boyunca başarılı kitaplar yazan ve adını çokça duyduğumuz -en azından ben çokça duydum- Salinger'ın tek romanı Çavdar Tarlasında Çocuklar.Oldukça kolay okunan bir roman olmasına rağmen sizi içine çekmesi uzun süren bir roman aynı zamanda da.

Konusundan kısaca bahsetmek gerekirse; Holden Caulfield adından liseye giden bir ergenin,gencin bakış açısından yetişkinleri ve yetişkin dünyasını okuyoruz,en azından benim anladığım bu oldu.Yine de roman sizin çekebileceğiniz yere giden bir roman.Çünkü romanda Holden'ın yaşadıkları ve de gördükleri,düşünceleri gerçekten psikolojik bir roman hissi veriyor.
Kitabı okurken bir kaç yerde zorlandığımı hatta bir kere bırakmayı düşündüğümü de itiraf etmek istiyorum.Çünkü Holden'ın düşünceleri,zihni bazen -birkaç kere- sizi de karamsarlığa düşürebiliyordu.

Yine de kitabı okumamın üzerinden bunca zaman geçmiş olmasına rağmen,sanırım iki ay geçti, kitap aklımda güzel bir yer edinmiş gibi gözüküyor.Çünkü düşününce kitabı başka birine okuması için verebileceğimi ya da başka birine de tavsiye edebileceğimi görüyorum.Veya ileride tekrar okurken kendimi de görebiliyorum.
Elimde İngilizce versiyonu da vardı,kim bilir belki sene bitmeden bir de İngilizce versiyonunu okurum?

NOT:Yukarıdaki alternatif Ingilizce kapağındaki gibi görüyorum Holden Caulfield'ı,aklımda da o şekilde kalıcak.

BİR SONRAKİ YAZIDA GÖRÜŞMEK ÜZERE!

  Sevgiler,
Ecrin
Beni buralarda da bulabilirsiniz;

 
FREE BLOGGER TEMPLATE BY DESIGNER BLOGS