Son Fedakarlık - Richelle Mead | Kitap Yorumu

12 Eylül 2019 Perşembe

Kitabın Adı: Son Fedakarlık
Orijinal Dil: Last Sarifice
Serinin Adı : Vampire Academy (#6)
Yazarın Adı: Richelle Mead
Yayınevi: Artemis Yayınları

Rose Hathaway oyunu her zaman kendi kurallarıyla oynamıştı. En yakın arkadaşı ve yaşayan son Dragomir Prensesi Lissa'yla St. Vladimir Akademisi'nden kaçarak kuralları çiğnemişti. Büyüleyici öğretmeni Dimitri'ye aşık olarak kuralları çiğnemişti. Moroi dünyasının lideri, Kraliçe Tatiana'ya karşı gelme cesaretini göstererek, gelecek dampir nesillerini korumak adına hayatını ve saygınlığını riske atmaktan çekinmemişti. Ancak bu kez kanun, pençesini Rose'a geçirdi. Hem de işlemediği bir suç için. Üstelik cezasının infazını önleyebilecek bir tek kişi var ve Rose onu bulmak için hem Dimitri'nin hem de Adrian'ın yardımına muhtaç. Ama zamanı azalıyor. Ölüler dünyası onu tüm gücüyle geri isterken Rose'un şansı gitgide zayıflıyor. Esas önemli soru şu; tüm hayatınızı başkalarını kurtarmaya adamışsanız sizin hayatınızı kim kurtarabilir? Rose, Dimitri, Adrian ve Lissa'yı yalnız bırakmayın.

MERHABALAR!

Üst üste iki Vampir Akademisi yorumu yazıyorum fakat bunları çok ama ÇOOK önceden yazmam gerekirdi. Sadece benim üşengeçliğimden dolayı yazılar böyle birikti, birikti durdu. Ama artık serinin son kitabı Son Fedakarlıkla Vampir Akademisi yorumlarımın sonuna geliyoruz...Kaç yıllık serüvenim bitti resmen...Üzülüyorum dostlarım, okuyucularım....

Eğer Vampir Akademisi kadar sevebileceğimi düşündüğünüz bir seri varsa yorumunuzu bekliyorum! 

Serinin önceki kitaplarını okumuşsanız ve öyle altıncı kitaba geçmişseniz hepinizi tebrik ediyorum. Ama eğer direkt altıncı kitapla ilgili spoiler almaya gelmişseniz dostum çok yanlış yerdesiniz. Çünkü pek fazla spoilerlı yorum yazmıyorum. 

Beşinci kitabın sonu Rose'un Vampir daha doğrusu Moroi dünyasının prensesini öldürdüğü ortaya çıkınca (????!!!!) kaçmak zorunda kalmıştı. Hatta kaçtığı kişiler Dimitri ve Sidney adında bir Simyacı idi. Bu kitapta Rose'un tek ve gerçek aşkına gerçek anlamda kavuşmasını, Adrian'a kaşarlık (ups!) yapmasını ve ardından da Moroi dünyasını kurtarıp bir sürüüü bir sürü sırrı ortaya çıkarmasını okuyoruz. 

Ben Vampir Akademisi'nin yan serisini daha okumaya başlamadım. Ama şu ana kadar okuduğum 6 Richelle Mead kitabından da anladığım şey yazar aklında kurguladıklarının hepsini son ana bırakmaya BA-YI-LI-YOR! Ki bence bu da sinir, asap bozucu bir durum çünkü ilk beş kitapta bir şeyler okumamıza, olaylar olmasına rağmen tüm ilgi çekici denilebilecek olayların hepsi sonuncu kitapta toplanmıştı. Hatta öyle bir toplamıştı ki nefesinizi bile zor bırakıyordunuz. 

Seriyi ne kadar sevsem de son kitaptaki olayların sıkıştırılmasına sinir oldum. Başka bir sinir olduğum konu ise Rose'du. Her şeyi yapabildiğine, inatçı olduğuna şahit olmuştuk. Fakat ben Adrian'a böyle bir şey yapabileceğini düşünmüyordum. Resmen çocuğu ortada çat diye yüzüstü bıraktı. Kim sevdiği bir insana böyle bir şey yapabilir ki? Ki durumlar da çok karışıktı. Ay spoiler vermeyeceğim diye yine nefessiz kaldım, yine akışkan bir hale geldim. Vallahi arkadaşlar okuyun da şu kitabı, seriyi adam akıllı dedikodu yapalım. Ben de rahatlayayım, siz de. 

Seriyle ilgili son bir yazı daha yazacağım sonra artık Vampir Akademisi ile ilgili konuşmalarımız biticek! 

BİR SONRAKİ YAZIDA GÖRÜŞMEK ÜZERE!

  Sevgiler,
Ecrin
Beni buralarda da bulabilirsiniz;
Youtube Kanalım (YENİ VİDEO VAR!)

Ruh Bağı - Richelle Mead | Kitap Yorumu

11 Eylül 2019 Çarşamba

9940430
Kitabın Adı: Ruh Bağı 
Orijinal Dil: Spirit Bound 
Serinin Adı : Vampire Academisi (#5) 
Yazarın Adı: Richelle Mead 
Yayınevi: Artemis Yayınları

AŞKA HER ZAMAN GÜVENDİ

ÖLÜMLERDEN ÖLÜM BEĞENDİ
Rose'un önünde iki seçenek vardı. Ya ölecek, ya öldürecekti. Kalbinin sesini dinledi ve yanlışı seçti. Rose, önce Dimitri'nin doğduğu topraklara, Sibirya'ya, uzun ve talihsizliklerle dolu bir yolculuk yaptı. Ardından St. Vladimir Akademisi'ne döndü. Böylece en yakın arkadaşı Lissa'ya da kavuşmuş olacaktı. Ama Rose'un kalbi halen Dimitri için atıyor ve sevdiği adamın bir yerlerde, hayatta olduğunu biliyordu. Eline bir şans geçmişti oysa...Fakat onu öldürememişti. Yapamamıştı.Şimdi en korkunç kabusu gerçeğe dönüşmek üzere pusuda bekliyordu. Dimitri kanını tatmıştı ve susuzluğu her geçen dakika biraz daha artıyordu. Dimitri, Rose'un peşindeydi. Ölümüne bir kovalamaca! Nefes kesen bir karşılaşma!

MERHABALAR!
Bir kitabı okursunuz ve üzerinde çok zaman geçmemiş olmasına rağmen unutmuşsunuzdur. Fakat hala o kitap hakkında konuşmak istersiniz ya, bu yorumu yazmak için bilgisayar başına geçtiğimde resmen o anı yaşadım. Üzülerek söylüyorum ki kitabı okumamın üzerinde öyle ahım şahım bir zaman geçmemiş olmasına rağmen dönüp baktığımda hafızamdan silindiğini görüyorum. Bunun nedeni belki de serinin beşinci ve altıncı kitaplarını üst üste okumamdandır. Yahut benim balık hafızalı biri olmamdan kaynaklı da olabilir. Düşünmeme rağmen bir cevap bulamıyorum, kusura bakmayınız lütfen. 

Vampir akademisi serisine ilk defa ilkokulda başlamıştım. Yine de ilk kitabını okuyup devam edememiştim. Sonra lise üçte seriye, serinin ilk kitabıyla tekrardan başladım. Ve üniversite son sınıfta serinin kitaplarını okuyup bitirebildim! Benim için resmen çok yıllık bir kitap okuma deneyimi oldu. O yüzden nedense, kitapları okumamın üzerinden çok fazla zaman geçmiş olmasına rağmen yorumlamak istiyorum. Ki büyük ihtimalle yorumumu okuyacak herkes ya şu ana kadar okudu meraktan yorumuma bakıyor ya da ciddi şekilde spoilera açlar. İki olasılıkta eşit gözüküyor! 

Vampir Akademisinin dördüncü kitabı hakkındaki düşüncelerimi okuduysanız direkt beşinci kitapla ilgili düşüncelerime geçebilirim.

Beşinci kitap yine Rose ve Rose'un mantıksız, ukala tavırlarıyla başlıyor. Mantıksız diyorum çünkü önünde gül gibi oğlan Adrian dururken o gidip "Dimitri aşkım yavrum bebeğiiim" diyip yanıp tutuşuyor. Ardından da "ayh ben napıyorum Adrian orada dururken, Dimitri'yi arıyorum" diyip okuyuculara kriz geçirtiiyor. Dördüncü kitapta Dimitri'yle ilgili gerçekleşen Strogoi meselesinden bu yana her sayfada görüyoruz ki Rose kafayı daha da yiyiyor. Dimitri'yi kurtarmak pahasına ne yapması gerektiğini araştırıyor. LISA'YI TUZAĞA DÜŞÜRECEK OLSA BİLE! 

Bir de kitapta Gölge Öpücük'le ilgili bir kaç yeni bilgi ediniyoruz. Bu bilgiler beni şaşırttı mı desem, yoksa sinir etti mi desem bilemiyorum. 

Aslında kitaba karşı çok sitemliyim. Daha uzun olmasını istediğimden mi yoksa serinin bitimine an be an yaklaştığım için mi bilemiyorum. Fakat Ruh Bağı'nı okurken gerçekten seri bittikten sonra seriyi özleyeceğimi hissettim. Bir de yine de Ruh Bağı'nın kurgusunun değil de anlatımının diğer kitaplardan daha da iyi olduğunu düşünüyorum. Ayrıca sonuyla kesinlikle herkesi şaşırttığına da eminim.

BİR SONRAKİ YAZIDA GÖRÜŞMEK ÜZERE!

  Sevgiler,
Ecrin
Beni buralarda da bulabilirsiniz;
Youtube Kanalım (YENİ VİDEO VAR!)

SWEETBITTER | Dizi Önerisi

9 Eylül 2019 Pazartesi


MERHABALAR!


Bir süredir sizinle bilinmeyen dizilerden birisi olan Sweetbitter dizi yorumumu paylaşmak istiyordum. Fakat bilgisayarın başına oturduğum anda ilham gelmiyordu, hatta tıkanıyordum. Dedim ki yaz bitti, okullar açılıyor. Eh öyleyse sizinle bir günde izleyip bitirebileceğiniz Sweetbitter dizisinin yorumunu daha da gecikmeden paylaşayım. 


Dizimiz  karanlık bir evde kahvaltı edip ardından eşyalarını toplayarak arabasına taşıyan Tessa'nın görüntüsüyle başlıyor. Ki aslında bu hikaye de tamamiyle Tessa'ya, 22 yaşında olup anında New York'a taşınmaya karar veren gözü kara olarak tabir edebileceğim Tessa'ya ait. Hiç bir planınız olmadan sadece minimum şekilde seçtiğiniz eşyalarla, tanımadığınız bir yere taşınmanın zorluğunu sanırım pek azımız biliyor. Yine de hepimiz karşıdan baktığımızda bile zor olduğunu anlıyoruz. Tessa'nın ise hayali de yok. New York'a gittiğinde oyuncu, dansçı ya da yazar olmak istemiyor. Sadece New York'ta olması gerektiğini biliyor ve buna göre hareket edip yola koyuluyor. 


İşte bu noktada, New York'a vardıktan sonra işler karışmaya başlıyor. Çünkü arabasını satmaya, daire tutmaya, bilmediği bir yerde yaşamaya ve de iş bulmaya çalışıyor. Sonunda bir restoranda  garson olarak, deneme süreli şekilde işe giriyor. Fakat her şey dışarıdan göründüğü gibi olmuyor. İşe girdiği restoranın New York'ta bulunan iyi iş yapan ve çok çalışanlı restoranlardan biri olduğunu fark ediyor. 

Dizi boyunca ise Tess'in hem yalnızlığa, New York'a ve de yeni işine adapte olmasını izliyoruz. Yeni işine adapte olurken kendisinden ödün vermesini, yeni insanlarla tanışırken de büyümesini ve de arada sırada da dağıtmasını izliyoruz. Gerçekten şaşırtıcı sahneler de olmuyor değil.


Restoranda çalışmaya başladığını söylemiştim. Fakat diziyle ilgili bir şey var ki Tess çalışırken o yoğunluğu hissediyorsunuz. Tess'in kafası karıştığında sizin de kafanız karışıyor, üstüne bir de Tess yeni bir yemek tattığında şok olarak siz de o yemeği ilk defa tadıyormuşsunuz gibi hissediyorsunuz. Hele ikinci sezonun başlarını, jeneriğini ve giriş kısmını değiştirdiklerinden beri dizi daha da iyi olmaya başladı. 


Bir de tabii ki restoranda çalışan diğer kişiler var. Tess'in sevgilileri ve arkadaşları olan ama aynı zamanda da ailesi olma yolunda adım atan iş arkadaşları bunlar. Gerçekten izlerken nereye, kime ve hangi ana odaklanacağımı şaşırdığım bir dizi oldu Sweetbitter. 


Birinci sezonu izlerken Tess için heyecana kapılmıştım. Yeniliklerle başlamıştı. İkinci sezon başladığında ise ne beklemem gerektiğini bilmiyordum. Ama drama ve aşk beklemem gerektiğini düşünmüyordum. Üçüncü sezonda ne olacak gerçekten merakla bekliyorum. Ki dizideki bölüm azlığından dolayı -birinci sezon 6, ikinci sezon 8 bölüm ve bölüm dakikaları taş çatlasın 30 dakikalar- hemencecik üçüncü sezon gelsin de izleyip bitireyim istiyorum. Yine de üçüncü sezonun gelmesine daha çok var, bunun da farkındayım.

Diziyle ilgili yorumum bittiğine göre size dizinin bir de aslında kitabı olduğunu söylemem gerekiyor. İki seneyi, toplam sekiz mevsimi kapsayan kitap ne kadar diziyle aynıdır, dizi de ne kadar kitapla aynıdır bilemiyorum fakat ben kitabını indirdim ve üçüncü sezonu beklerken de okuyup bitirecekmişim gibi hissediyorum. Daha kitabın Türkçe'si yayınlanmamış, o yüzden İngilizce versiyonunu okuyacağım. Kitabı okuduktan sonra sizinle de kesinlikle paylaşıyor olacağım. 

Siz Sweetbitter hakkında ne düşündünüz? İzlemeyi planlıyor musunuz? 

BİR SONRAKİ YAZIDA GÖRÜŞMEK ÜZERE!


  Sevgiler,
Ecrin
Beni buralarda da bulabilirsiniz;
Youtube Kanalım (YENİ VİDEO VAR!)



Keşf-i Blogger Etkinliği

27 Ağustos 2019 Salı

  Uzun zamandır blogger aleminde olan hiçbir etkinliğe katılmıyordum. Çok sevdiğim bloglardan Edischar ve Taha Akkurt birleşip yeni bir etkinlik başlatmışlar. Ben de katılmak istedim. Hem yeni blogları tanımak okumak açısından güzel bir etkinlik, hem de kendi blogumu yeni arkadaşlara tanıtmak için :) Eğer sizde katılmak istiyorsanız aşağıdaki kurallara uymanız yeterli olacaktır! 


Bu yayında yapılması gerekenler çok basit;

1-Linklerini paylaşan güzel arkadaşları takip etmek.
2-Kendi güzel linkinizi yazının altına eklemek.
3-İçtenlikle yazıyı sonlandırmak ve blogger arkadaşları bu etkinliğe davet etmek :)

*Size ve daha çok yazara ulaşabilmek için etkinliğimizi es geçmeyin lütfen!

Sevgiler.

Edischar ve Taha Akkurt

Blog Linklerimiz;





KİTAP MİMİ!


MERHABALAR!

Fark ettim ki uzun zamanlardır mim yazmıyorum. Hatta mim yazmayı bırakın, mim yazılarını bile okumuyorum. Edischar'ın blogunu gezerken yeni bir mim gördüm ve taslağa attım. Kitap mimi neredeyse bir haftadır ortalıkta geziniyor fakat ben daha yeni bilgisayarın başına oturup yazabiliyorum. Eh umarım okursunuz! Umarım cevaplarım sizi de beni de tatmin etmiştir ^^. Bir de orijinal mimi okumak isterseniz Konumuz Kitap bloguna bakmanız yeterli olacaktır. (Hah yazı bitmeden söyleyeyim, kimse tarafından mimlenmedim sanırım ama yine de yazmak istedim. Arada böyle asilikler yapabiliyorum. ) 

1) Kitap size ne kattı?

Ah bu soruya o kadar çeşitli cevaplar verebilirim ki! Yine de aklıma ilk gelen kaçış olanağı oldu. Gerçek hayattan, kendi hayatımdan sıkıldığımda gidebileceğim ve kurtulabileceğim bir yer sağlıyorlar. Ardından hayal gücü, bilgiler, blogum ve arkadaşlıklarım geliyor. Tabii dediğim gibi bu sorunun yine de birden fazla cevabı var. 

2) Kitap arkadaş mıdır sizce?

Tabii ki! Hem de nasıl yakın arkadaşlarım kitaplarım size anlatamam. Öyle ki arada onlara akıl danıştığım bile oluyor. Siz sormadan söyliyeyim cevapta alıyorum! 

3) Neden kitap okuyorsunuz?

İtiraf etmeliyim ki ilk kitap okumaya başladığım zamanlarda çok zevk alarak yaptığım bir şey değildi. Sonradan -altıncı sınıfta olmam lazım- Alacakaranlık serisi ile birlikte hayal gücümü doyurduklarını, arkadaş edindiğimi ve de heyecanlandığımı fark ederek okumaya devam ettim. Şimdi ise biraz cahilliğimden biraz da kitapların bana verdikleri o heyecandan dolayı okuyorum. Favori kitabınızı okuduğunuzda aldığınız heyecandan bahsediyorum. Ne harika bir his! 

4) Kitabı ne sıklıkla okuyorsunuz?

Kitap okumanın zevkini aldığımdan beri sıklıkla okuyorum. Hatta reading slumpa girmediysem gerçekten sürekli olarak kitap okuduğumu söyleyebilirim. (Bilirsiniz biri biteeer diğerine başlanır.)

5) Hangi tür kitapları okuyorsunuz?

Bunu bir iki sene önce sorsalardı derdim ki; "fantastik, new adult, young adult, romantik, chick-lit".Fakat şimdi elimden geldiğinde heeer şeyi, resmen her şeyi -ansiklopediler ve de sözlükler de dahil- okumaya çalışıyorum. Farklı heyecanlar yaşatıyor hepsi. (Uuu bu cümle de çok sevgi dolu oldu.) 

6) Kitap yazmayı düşündünüz mü?

Eh her kitap sevdalısı düşünmüştür bence! Ben de düşünmüştüm. Hatta wattpad de bir aralar yazılarımı paylaşıyordum. Hala da yazıyorum fakat artık paylaşmıyorum. Belki bir gün denemelerimi, yazılarımı veya günlüklerimi toparlar, derlerim. Kim bilir? 

7) En sevdiğiniz yazar kim?

Malesef ki ben de bu sorunun cevabı yok. Çünkü saymaya başlasam bitemez. Öncelikle tür seçmem gerekir, ardından da her tür için bir yazar. Yani okuyucu say saaay bitmez. 
8) Kitapları ciltler misiniz?

Ciltlemek? Bilemedim ciltler miyim? Eğer kaplamayı kastediyorsanız, hayır. Ama içlerine yazı yazmayı ve post-itle kaplamayı çok severim. 
9) Gezi kitaplarını sever misiniz?

Evet, gezi kitaplarını seviyorum. Hatta elimde bir kaç tane de gezi kitabı var. Yine de çok tercih ettiğim bir tür olduğu söylenemez. Aklıma gelirse veya gözüme çok çarparsa okuyorum diyeyim. 

10) Kitap alırken kapağına göre mi seçersin?

Bence bu sorunun cevabı çok okuyandan az okuyana göre değişiyordur. Önceden, az okuduğum zamanlarda genelde kitapları kapağına göre alıyordum. Şimdiler de arka kapağına veya konusuna bakarak almayı tercih ediyorum. Yine de bu demek değildir ki gözüme çook güzel gelen bir kitabı almıyorum. Tabii ki alıyorum ama işte artık daha seçiciyim. 

Şimdilik bu kadardı çok sevgili okuyucu! Eğer sizi de kimse mimlememişse benim gibi mimi yazmak istiyorsanız buyurun ben sizi mimlemişim gibi düşünebilirsiniz.

BİR SONRAKİ YAZIDA GÖRÜŞMEK ÜZERE!


  Sevgiler,
Ecrin
Beni buralarda da bulabilirsiniz;
Youtube Kanalım (YENİ VİDEO VAR!)

 
FREE BLOGGER TEMPLATE BY DESIGNER BLOGS