Acı Çikolata - Laura Esquivel | Kitap Yorumu

25 Mayıs 2017 Perşembe

Kitabın Adı: Acı Çikolata
Orjinal Adı: Como Aqua Para Chocolate
Yazarın Adı: Laura Esquivel
Yayınevi: Can Yayınları

Yemek pişirerek, yemek yiyerek, yemekler aracılığıyla aşk ilanı, tinsel ve tensel iletişim gerçekleşebilir mi? Laura Esquivel, "Acı Çikolata" ile, içinde yemek tarifleri, aşk öyküleri ve kocakarı ilaçları bulunan bu romanla bu iletişimin gerçekleşebileceğini kanıtlıyor. Yüzyıl başlarında Meksika'da devrim, eski kolonyal toplumun son kalıntılarını temizlerken, aile geleneğine göre evlenmesi olanaksız, ama buna karşın Pedro'ya delicesine tutkun Tita, yemek yapmayı aşkının iletişim aracına dönüştürüyor. Laura Esquivel bu olanaksız aşkı yemek ve kocakarı ilaçları tanımlarıyla dile getiriyor ve sarsıcı, büyüleyici bir dille bu aşkın ezgisini yaratıyor; yarım kilo soğan, iki baş sarmısak, bir tutam fesleğen, romanın her satırından fışkıran yakıcı aşkın simgesine dönüşüyor. Yazarın ironik, neşeli ve yumuşak bir dili var; yaşam sevgisi ve tensel aşk bu dil içinde büyülü gerçekliğe bağlanıyor. Hiçbir kadın yazar, kadın dünyasını bu düzeyde dile getiremedi. Kısa zamanda on beş dile çevrilen ve yazarın senaryosuyla sinemaya aktarılan, filmi ülkemizde de büyük ilgiyle karşılanan "Acı Çikolata", başta Meksika ve ABD olmak üzere yayımlandığı her ülkede satış rekorları kırdı. Bir kez okumakla yetinemeyeceğiniz bir roman.

Sıcaklara olan direncimin az olduğu günlerden merhabalar!
Aynı zamanda size bu ayın dördüncü yazısından da merhaba diyorum.Çok mutluyum dördüncü yazıyı yazabilecek gücü kendimde bulduğum için.Çünkü şu aralar bayağı bir olumsuzlukla,koşuşturmacayla uğraşıyorum.Aslında bunlardan bir kaç tanesini söyleyebilirim; Erasmus belgelerim ve okulun kapanması.Bunlar benim için başlıca iki yorucu neden.Haftaya (tam olarak 1 Haziran da) eşyalarımı yurttan tamamiyle toplayıp eve gideceğim.Bir sonraki senenin ikinci dönemine kadar.İşte bu gibi nedenler beni yoruyor ve sürekli koşuşturmacalardan uzak durmak istiyorum.Aynı şekilde bu hafta ve haftaya finallerim var.Onlar da ayrı bir yoruyor hiç sorma.

Yalnız Acı Çikolata'nın yorumunu girmeye diye geldim sana neler anlatıyorum..Acım derinse demek..

Kitabımız çok değişik bir anlatıma sahip.Hem roman hem tarif kitabı olan Acı Çikolata ilk sayfaya bakmak için elinize aldığınızda sizi kendine okutuyor.Hem de ne okutmak iki günde bitiriyorsunuz! Arkadaşım "benim kitaplığımda durmasın al senin olsun" diye verdiğinde kitap ilgimi bile çekmemişti.Ama sonradan okumaya başlayınca gerçekten hoş bir roman olduğu kanısına vardım.

Acı Çikolata tam olarak hangi bölgede,ülke de geçtiğini hatırlamasam da İspanya,Meksika gibi bir şeyler hatırlıyorum.Aynı zamanda da Tita'nın o güzel kişiliğini.Tita kim anlatmamışım ona biraz değineyim.Tita kitabımızın baş karakteri,zaten onun duygularını,yaşamını ve yine onun yaptığı yemeklerin tariflerini okuyoruz.Şimdiden de uyarmalıyım bu kitaptaki tariflerin hiç birini evinizde yapamazsınız.Bu tarifler sadece o zamanın tarzını bize yansıtmak için yazılmış bence.

Benim kitapla ilgili düşüncelerimi paylaşmama gelirsek;
Kitap kendini okutan akıcı bir yoruma sahipti,fakat yemek tariflerinin olduğu kısımlar ve Tita'nın ailesiyle yaşadığı kısımlar beni sıktı.Yemek tariflerinin olduğu kısımlar yapılabilecek yemek tarifleri olmadığı için sıkıcıydı,Tita'nın ailesiyle yaşadığı olaylar da gerçeküstü olabilecek olaylar oldukları için sıkıcılardı.onun dışında kitapla ilgili hiç bir sorunum yoktu.Hatta kendini bu kadar hızlı okutmasına ve çabucak bitirmeme şaşırdığımı söylemem gerekir.

Okuyun der miyim? Önerir miyim? Eh o ruh halime bağlı.Ama ileride aklıma gelebilecek bir kitap olmadığı kesin.


BİR SONRAKİ YAZIDA GÖRÜŞMEK ÜZERE!

  Sevgiler,
Ecrin
Beni buralarda da bulabilirsiniz;

Göremediğimiz Tüm Işıklar - Antony Doerr | Kitap Yorumu

18 Mayıs 2017 Perşembe

İlgili resimKitabın Adı: Göremediğimiz Tüm Işıklar
Orjinal Adı: All The Light We Cannot See
Yazarın Adı: Antony Doerr 
Yayınevi: Koridor Yayınları 

Marie-Laure, bir müzede kilit ustası olan babasıyla birlikte Paris'te yaşamaktadır. Gözleri gün geçtikçe daha az görmeye başlayan Marie-Laure, altı yaşına geldiğinde kör olur. Babası ona yaşadıkları mahallenin mükemmel bir minyatürünü yapar, böylece her yeri parmaklarıyla ezberler ve artık dışarı çıktığında evinin yolunu bulabilecektir. Fakat bir sabah savaşın kara bulutları şehrin üzerine çökünce, yanlarında müzeye ait içi sırlarla dolu bir taş ile, Saint-Malo'da deniz kenarında bir evde yaşayan, yirmi yıldır dışarı adım atmamış olan amcalarının yanına gitmek zorunda kalırlar.
Almanya'da bir maden kasabasında kız kardeşi ile birlikte bir yetimhanede büyüyen Werner'in önündeki tek seçenek, on beş yaşına geldiğinde babasının öldüğü madende çalışmaktır. Işık kadar beyaz saçları ve sonsuz merak içinde yüzen zihni ile Werner özel bir çocuktur. Bir gün şans eseri eski bir radyo bulup onu çalışır hale getirince ve karşılaştığı her elektronik aleti dakikalar içinde tamir edince, bir subay tarafından keşfedilir ve sonradan bir katil ordusu olduğunu öğreneceği özel bir okula gitme fırsatı elde eder. Orada dâhi olmasının bedelini ödeyip, hayatın acı taraflarına tanıklık ederken, kendisini Marie-Laure ile kaderlerinin kesişeceği Saint-Malo'da bulur.

  Yine okumamın üzerinden aylar,yıllar geçen bir kitapla karşınızdayım.Fakat bu kitabın yorumunu yazmamamın sebebi var.Okuduktan sonra kendime bir süre gelememiş ve başka bir kitabı açıp okuyamaya da  başlayamamıştım.Zaten kitap ilk okumaya başladığınızda kendini okutmuyor,bittiğinde de başka kitap okutmuyor.Resmen ikileme düşüyorsunuz.Giriş paragrafından da anlayacağınız üzere kitaptan etkilendim,okurken bir sürü post-it yapıştırdım.Her cümlesini alıntılamak,başka konuşmalarda kullanmak istedim.Ama benim beynim malesef üşengeç bir beyin ne Werner'in beyni gibi ne de Marie-Laure gibi...

  Kitabın konusuna gelecek olursam;
  Kitap hatırladığım kadarıyla 2.Dünya Savaş'ında yaşananlara değiniyor.Maalesef ki kitabı okumamın üzerinden biraz zaman geçtiği için de hatırlayamıyorum.Siz sadece bir savaş zamanını anlattığını bilin yeter.Kitabın girişi, Alev Denizi adlı bir taşın hikayesiyle başlıyor.Aynı zamanda da bitişi de onunla bitiyor.Çünkü aslında kitabımızın ana karakteri Alev Denizi.
Bir de yan karakterlerimiz var; kör kızımız Marie-Laure ve tam bir deha olan yetim Werner.Bu iki "çocuk" ,yetişkinlerin yapamayacağını,anlamayacağını düşündüğümüz çoğu şeyi yapıp,anlıyorlar.

  Eh kitabın konusu hakkında çok az bilgi vermiş oldum size.Şimdi de genel hatlarıyla kitaptan bahsetmek istiyorum.Eğer hala yorumu okuyorsanız,okumaya devam edin sevgili okuyucularım.(teşekkür ederim bu arada okuduğunuz için)

  Kitap 1900'lü yıllardan başlayıp 2014'e kadar devam ediyor.Aynı zamanda da çok karışık,zor anlanabilen bir anlatıma sahip.Şöyle ki ben ilk 200 sayfasını işkenceymişçesine okudum,sonraki 350 sayfası mı? Akıp gitti.Elimden bırakmadan okudum ve bir akşamda bitirdim.

  Göremediğimiz Tüm Işıklar yorumumu çok fazla uzatmak istemiyorum.Yukarı da dediklerim okumayanlar için bir önbilgi,okuyanlar içinse tazeleme olmuştur umarım.Yorumumu da kitaptan bir alıntıyla kapamak istiyorum.


"Gözlerinizi açın ve sonsuza kadar kapanmadan önce onlarla ne kadar çok şey görebilirseniz görün."

BİR SONRAKİ YAZIDA GÖRÜŞMEK ÜZERE!

  Sevgiler,
Ecrin
Beni buralarda da bulabilirsiniz;

Buradayım - Clélie Avit | Kitap Yorumu

15 Mayıs 2017 Pazartesi

Kitabın Adı: Buradayım
Orjinal Adı: Je Suis La
Yazarın Adı: Clélie Avit
Yayınevi: Go! Kitap

Başımı çevirmek ve gözlerimi açmak istiyorum

Elsa bir tırmanış esnasında geçirdiği kaza yüzünden beş aydır komadadır. Uyanacağına dair tüm ümitlerini yitiren ailesi ve doktorları yaşam destek ünitesinin fişini çekmenin zamanının geldiğini düşünür. Ama bilmedikleri bir şey vardır: Bilincini kısmen geri kazanan Elsa etrafındaki sesleri duyabilmektedir. Ne var ki onlara hâlâ orada olduğunu söylemesinin bir yolu yoktur.
Thibault da aynı hastaneye kardeşi için gelir. Alkollü araç kullanıp iki küçük kızın ölümüne sebep olan kardeşiyle konuşmayı reddeden Thibault bir gün Elsa'nın odasına sığınır. O günden sonra da Elsa'yı düzenli olarak ziyaret etmeye başlar. Onunla birlikte uyur. Onunla konuşur. Ve Elsa'nın, söylediği her şeyi duyduğunu hisseder.
Thibault'nun bu ziyaretleri Elsa için yeniden nefes almak gibidir. Nihayet biri onunla konuşur, onu güldürür, ona uğruna mücadele edeceği bir şey verir. Thibault artık Elsa'nın gökkuşağıdır. Elsa hiçbir şey için olmasa da onun için uyanmak ister. Ama zamanı gittikçe daralmaktadır. Acaba Thibault çok geç olmadan ona ulaşmayı başarabilecek midir?

  Taslaklarıma bakarken fark ettim ki aylar önce -cidden aylar önce- okuduğum Buradayım kitabının yorumunu yazmamışım.Ve kendime "2017'de bloga girmediğim yorum kalmayacak" dediğim için de eh burada karşınızda mart ayında okuduğum kitapla duruyorum.

  Şimdi eğer dönüp bana "ne kadar hatırlayacaksın Ecrin?" derseniz size sadece göz kırpar ve gülümserim.Belki hatırlamayabilirim ama instagram ve goodreads'e çok güzel minnacık yorumlar yazmıştım.Onlardan biraz kopya çekerek hazırlayacağım bu yorumu da.

  Kitabın konusundan biraz bahsetmek gerekirse;
  Elsa dağcılıkla uğraşan bir kızımızdır.Bir gün dağ tırmanışındayken işler hiç umduğu gibi gitmez ve kendini kaçınılmaz sonda bulur: komada.
  Thibault kendi işiyle uğraşan hayattan pek umudu olmayan orta yaşlı bir arkadaşımızdır.Trafik kazası geçiren kardeşi için hastaneye gidip gelirken "yanlışlıkla" ve bilerek Elsa'nın odasına girer.Kitabımız da bu şekilde başlar.

  Kitabın konusu güzel,daha önce milyonlarca kere işlenmiş olsa da gerçekten güzel bir konuya sahip bence.Fakat yazarımızın kalemi çok usta bir kalem değil.Çünkü kitabı okurken bazı uğraşılmamış noktalara denk geliyorsunuz.Karakterler arasındaki konuşmalar,kitabın kısalığı gibi.Bunlar kitabı okurken ne kadar göze batmasa da kitap bitince insanın gözüne batmaya başlıyor.

  Son olarakta değinmek istediğim nokta kitabın kapağı.Yurt dışındaki kapağa bakmadım fakat ülkemizdeki kapağı ciddi anlamda güzel değil.Ki bence kitabın dikkat çekmemesindeki tek nokta da kapağı.

Üstümden çoook büyük bir yük kalkmış gibi hissediyorum yorumu yazdığım için.

BİR SONRAKİ YAZIDA GÖRÜŞMEK ÜZERE!

  Sevgiler,
Ecrin
Beni buralarda da bulabilirsiniz;

(#5) Haftalık Sinema/Vizyon Yorumları

14 Mayıs 2017 Pazar

Biliyor musunuz blogumda yazı olarak hazırlaması en uğraştırıcı fakat yazması en eğlenceli köşe "Haftalık Sinema/Vizyon Yorumları" köşesi.Nedense bu köşeyi hazırlamaya başlayana kadar canımdan can gidiyor ama hazırlamaya başlayınca da tüm yazı ip söküğü gibi gitmeye devam ediyor...

Fakat şu aralar nedense içimden ne blog yazısı yazmak geliyor ne de yazmak o yüzden bu günlük bu yazıyı çook kısa tutucam.Umarım yakında blog yazma iştahım yerine gelir ve sizinle upuzun yorumlar paylaşabilirim.Çünkü hem yazmak istiyorum hem de istemiyorum.Anlayacağınız çelişki içerisindeyim.

Bir de ben bu yazıyı yazana kadar çoğu film beyaz perdeden kalktı fakat ben yine de yazmak istedim.Şu anda bir tek Galaksinin Koruyucuları 2 (tarih olarak belirteyim 11.05.2017) vizyonda.Onun dışındakilerin hepsi bildiğim kadarıyla vizyondan kalktı.


Güzel ve Çirkin
İlgili resim
Orjinal Adı: Beauty and the Beast
Başroller: Emma Watson,Dan Stevens,Luke Evans 
Yönetmen: Bill Condon 
IMDb Puanı: 7,7/10


Müzikal bir filmdi.Aşırı merak ettiğim film bittikten sonra ise beklentilerimin karşılanmadığı bir film oldu.Eğer müzikal olmasaydı kesinlikle filmi çok sevebilirdim.Ama bir yerden sonra herkesin ortaya çıkıp dans edip,şarkı söylemesi gerçekten beni boğdu.Eh müzikaller de genelde böyle olur tabii.O yüzden sadece müzikal sevmediğimi söyleyip görüntülerin,,efektlerin muhteşem olduğunu ayrıca oyunculukların da gerçekten güzel olduğunu söyleyip köşeye çekileceğim.

Tatlım Tatlım
 tatlım tatlım ile ilgili görsel sonucu
Orjinal Adı: Tatlım Tatlım 
Yönetmen: Yılmaz Erdoğan
Beyaz Perde: 2,3/5

Öncelikle belirtmeliyim ki fragmanı çok beğenerek izlemiş ve ondan merak etmiştim.Fakat gerçekten tüm güzel kısımları fragmana koymuşlar,filme konulacak bir şey kalmamış o yüzden.Tatlım Tatlım konu olarak dört çiftin tanışmasından evlenmesini,ardından da ilişkilerinin nasıl bozulduğunu konu alan bir film.Dört çift olması filmin kalitesini malesef ki düşürmüş.Çünkü siz her çiftin ilişkilerini ayrıntılı bir şekilde merak ederken film size yakından değilde,üstünkörü bir sunum veriyor.Bu da bence izlenmeyi düşürüyor,seyirciyi de sıkıyor.Bu dediklerim dışında film komikti,fazla belden aşağı espri vardı fakat yine de komikti.İzleyin demem,çok sıkılmadıysanız.


Max Steel
İlgili resim
Orjinal Adı: Max Steel 
Başroller: Ben Winchell,Ana Villafane,Maria Bello,Josh Brener,Andy Garcia
Yönetmen: Stewart Hendler
IMDb Puanı:4,6/10

Ah ah bu film hakkında hiç bir yorum yapmayacağım! Hiç beğenmedim.Gerçek anlamda beğenmedim.Önermiyorum sadece gittiğim,izlediğim ve para verdiğim için bu kısma koydum.Bilin yani.Denk gelirseniz bir on dakikasını izleyin sonra demek istediğimi anlarsınız.

Galaksinin Koruyucuları 2 
İlgili resim
Orjinal Adı: Guardians of the  Galaxy 2
Başroller: Chris Pratt,Vin Diesel,Dave Bautista,Zoe Saldana,Bradley Cooper
Yönetmen: James Gunn
Sinemalar.com Puanı: 8,6/10

Biliyor musunuz bu yazıyı yazmamın sebebi Galaksinin Koruyucuları 2.Çünkü film görsel efekt,kurgu ve karakterler ve kıyafetler ve her şeyiyle mükemmeldi.Şarkıları bir de.Nasıl unuturum o şarkıları?..Film ilk başladığında pek bir ümidim yoktu ama harika bir şekilde devam etti,hiç kendinden ödün vermeden.Hatta filmin sonlarına doğru bazı yerlerde gözleriniz bile dolabilir.Bir de Groot karakterinin küçük hali! Allah'ım büyüğü de tatlıydı ama bu küçük karakteri alıp böyle mıncırasınız gülesiniz geliyor.Eğer izlediyseniz veya izliyicekseniz bana hak vericeksiniz eminim bundan.

Bir Haftalık Sinema/Vizyon Yorumlarımızın daha sonuna geldik çok sevgili okurlarım.Beni okuduğunuz için teşekkür ederim.Yazmayı en çok sevdiğim köşelerden birine devam etmem için gaz veriyorsunuz bana cidden.

NOT: Bu yazıların hiç biri eleştirmen düzeyinde bir eleştiriyle yazılmamıştır.Yazıların hepsi blogun sahibi tarafından sohbet etmek,başkalarıyla fikirlerini paylaşmak amaçlı yazılmıştır.

(#1) Haftalık Sinema/Vizyon Yorumları
(#2) Haftalık Sinema/Vizyon Yorumları
(#3) Haftalık Sinema/Vizyon Yorumları
(#4) Haftalık Sinema/Vizyon Yorumları


BİR SONRAKİ YAZIDA GÖRÜŞMEK ÜZERE!

  Sevgiler,
Ecrin
Beni buralarda da bulabilirsiniz;

Pazar 6'lısı | Doğum Günümde Hediye Edilmesini İstediğim 6 Kitap

16 Nisan 2017 Pazar



Oh oh iki haftadır Pazar 6'lısı yazılarını yazıyorum! Ne mutlu bana.Ciddi ciddi "Pazar 6'lılarına" yetiştiğim ve yazabildiğim için çok mutluyum.Bir zamanlar da böyle yazıyordum sürekli sonra hiç yazamamaya başladım..

İki haftadır birbirinden güzel konular var Pazar 6'lısında.Bu haftanın konusu "Doğum günümüzde hediye edilmesini istediğimiz 6 kitap".Her ne kadar doğum günüm geçmiş olsa da (12 Mart 1997), ben yine de bu listeyi hazırlamak istedim.Belki çok sevgili arkadaşlarımdan biri görüp bu listeyi bana kitap almayı kabul ederler...Bu sene de doğum günümde hiç hediye almadığımı söylemiş miydim? Ailemden başka birinin doğum günümü kutlamadığı gibi,onlardan başka hediye alan da olmuyor doğru düzgün.Ah ah ne içim şişmiş yahu geldim ben de size böyle yakınıyorum.Napalım? Benim de kaderim buymuş demek ki...
Listeme gelirsek şu aralar ciddi anlamda okumak için yanıp tutuştuğum kitaplar bunlar.

1- Hayatın Kıyısında - Jennifer Niven 

2-Güller ve Dikenler Sarayı - Sarah J.Maas

3-Vampir Akademisi 5inci kitap - Richelle Mead

4-Vampir Akademisi 6ıncı kitap- Richelle Mead

5- Sahilde Kafka - Haruki Murakami 

6- Caraval - Stephanie Garber 

Benim listem bu şekilde sizin listeniz nasıl? Yorumlara linkinizi bırakırsanız ben de sizin listenizi görüp karşılaştırabilirim.Belki benim listeme de yeni kitaplar eklenir kim bilir?


BİR SONRAKİ YAZIDA GÖRÜŞMEK ÜZERE!



  Sevgiler,
Ecrin
Beni buralarda da bulabilirsiniz;

Pazar 6'lısı | Okumak istediğim 6 seri

9 Nisan 2017 Pazar




Bu günün konusu (09/04-17) okumak istediğimiz 6 seriymiş.Hiç girişmiyicektim fakat Okuyan Muggle'ın/Gözdenin ve Periodic Library/Eslem'in yazılarını okuyunca gaz geldi ve o gazla karşınızda pazar gecesi bitmeden yazıyı yazma derdine düştüm.

Aslında çok düşünmeme gerek bile yok çünkü hangi serileri okuduğumu ve hangi serileri okumak istediğimi biliyorum.Ama gaza gelip goodreads'i açtım,okumak istediğim kitaplara/serilere bakmaya başladım.Biliyor muydunuz okumak istediğim kitaplar okuduğum kitaplardan sayıca daha fazla....Ben öyle olduğunu düşünüyordum da,eh işte sadece düşünüyordum gerçek olduğunun farkında değildim.

Lafı çok uzatmak istemezdim ama uzattım bile.O yüzden sizi aşağıdaki güzelim listemle (doğum günümde geçti ki..) baş başa bırakıyorum.

PS: Goodreadste resmen 27 sayfa okumak istediğim kitap listesi var.Yirmi yedi.YİRMİ YEDİ.Nys.


1-THE LUNAR CHRONICLES

2-KAN BAĞI SERİSİ

3-SAGA SERİSİ 

4-KIZIL İSYAN SERİSİ

5-CENTİLMEN PİÇ SERİSİ

6-CHAOS WALKING SERİSİ

İçlerinden bir seri seçmem gerekirse en çok okumak istediğim seri şu anda Saga serisi.Alışılmışın dışında olarak roman formatında değil de çizgiroman formatında bir kitap.Sanırsam o yüzden ilgimi çekiyor tamamiyle.Diğerleri ise ilk kitapları elimde olan ama devam kitapları elimde olmadığı için meraktan delirip kesinlikle başlamadığım seriler.

Acaba benim gibi olan başka biri var mıdır? Elinde kitap olup devam kitapları yok diye okumayan? 

Her şekilde kitap alma işi cebe zararlı arkadaş.Ve bence bir o kadar da bağımlılık yapıcı.

BİR SONRAKİ YAZIDA GÖRÜŞMEK ÜZERE!


  Sevgiler,
Ecrin
Beni buralarda da bulabilirsiniz;

HEY - Kody Keplinger | Kitap Yorumu

 Kitabın adı: hey (huysuz,ergen,yalancı)
orjınal adı: lol (lyıng out loud)
yazarın adı : kody keplinger
yayınevi: pegasus yayınları 

Bazen En Büyük Aşklar Küçük Bir Yalanla Başlar…
Sonny Ardmore mükemmel bir yalancıdır. Babasının hapse girmesi konusunda yalan söyler. Annesinin onu evden atması konusunda yalan söyler. Ve gidecek başka yeri olmadığı için her gece gizlice arkadaşının evine girmesi konusunda da. 
Amy Rush, Sonny'nin sırlarını, kıyafetlerini, hatta düşmanı Ryder Cross dahil her şeyini paylaştığı tek kişidir. Ancak Sonny istemeden kendini bir gece Ryder'la yazışırken bulur… ve aslında ondan hoşlanabileceğini fark eder. Fakat ortada ufak bir aldatmaca vardır: Ryder, Amy'yle yazıştığını sanmaktadır. Ryder'ın hoşlandığı kişinin aslında kendisi olduğunu fark etmesini sağlayacak karmaşık bir plan yapan Sonny sonunda yalanlarının üstünü örtebilecek mi, yoksa tüm bunlar hem hoşlandığı çocuğu hem de dostunu kaybetmesine mi neden olacak?

Vuhu! Nisan ayına güzel başladım bence,on günde iki yorumla güzel istatiklere doğru koşuyorum.Bunun işlerimin,koşuşturmacalarımın biraz durmasıyla ve benim nihayet kendime vakit ayırabilmemle bayağı bağlantısı var aslında.

Sıcakları ya da soğukları hissediyor musunuz? Siz nasılsınız? Sınavlarınız,vizeleriniz veya günleriniz nasıl geçiyor? Mart ayında benim yorulduğum kadar yorulmamışsınızdır umarım.Çünkü ben acayip yoruldum.

Neyse bu günkü konum ne benim yorulmam ne de başka bir şey.Bu günkü konum bir kitap yorumu.Yalnız kitabın yorumuna geçmeden önce, yakında (belki de bir kaç güne) çook güzel bir dizi yorumuyla gelicem ki o dizinin sizinle kitabının yorumunu da paylaşmıştım evet büyük ihtimalle diziyi hepiniz tahmin ettiniz ama yine de söylemiyeceğim.

Tüm söylediklerimi söyledim galiba.Artık yoruma geçebilirim;

Bir insan yalan söyleyerek hayatını nasıl kurtarabilir? Ya da şöyle söyleyeyim; bir insan yalan söyleyerek nasıl bir hayat yaşayabilir ? Sonny yalan söyleyerek gayet güzel bir hayat yaşadığını düşünüyor.Çünkü yalan söyleyerek tüm suçlamalardan,cezalardan -ki bu ceza öğretmeninin vereceği ödev cezası bile olsa- kurtuluyor.Ve bu şekilde yalan söylemenin gerçekten iyi bir şey olduğunu düşünüyor.Fakat en yakın arkadaşı ve onu seven çocukla Sonny arasında bir üçgen oluşuyor.İstemeden ve yanlış anlaşılmayla.Sonny doğruları söyleyerek düzeltmek yerine,yalanlarla tüm yaptıklarının üstünü örtmeye çalışıyor.Eh hepimiz yalanın kötü bir şey olduğunu ve sonunda başımıza dert açıcağını biliriz değil mi?


Bir gün yine canım sıkıldığında ve kitap okumak istediğim günlerden birinde telefonuma e-kitap olarak attığım kitaplardan birini başlamak istedim.O sırada da HEY'i attığımı fark ettim.Üç yüz yirmi sayfalık bir kitap olduğu için de seçmem için bana başka bir neden vermiş oldu.Çünkü çok çabuk okuyup bitirebileceğim şekildeydi.İnce bir kitap ne de olsa değil mi? Ardından dersteyken başladım ve o gün içerisinde de bitirdim kitabı okumayı.

"Ne kitaptı ama!" demek isterdim.Aslında diyebilirim de,sadece isminden kapağından çekiniyorum kitabın.Yoksa bize ilettiği bir mesaj olduğunu düşünüyorum.Hatta ve hatta kitabı okuduktan sonra insana bir idrak getirdiğini bile düşünüyor olabilirim.Normalde insanlar bestseller kitapların bir şey katmadığını düşünüyorlar.Fakat bazıları öyle güzel kurgulanıp öyle güzel mesajlar aktarıyor ki bize anlatamam,ki anlatamıyorum.

Kody Keplinger'in bir kitabı daha var hatta dilimize de çevrildi.Hatta ve hatta filmi bile çekildi.(SAP) Ben onun kitabını okumadım fakat filmini izledim.O film ile bu kitabı karşılaştırmam gerekirse,birbirlerine oldukça benzediklerini söyleyebilirim.Zamanınızı güzel,sevimli bir şekilde geçirebileceğiniz kitaplardan biri bence HEY.

Yazımı bitirmeden önce ciddi şekilde son iki kitap yorumumun da birbirine benzediğinin farkındayım.Ama insan bazen aynı kitabı iki kere okumaktan bile sıkılmıyor.O yüzden girdiğim yorumların arasındaki farkı okuduktan sonra fark ediceksiniz eminim.

BİR SONRAKİ YAZIDA GÖRÜŞMEK ÜZERE!

  Sevgiler,
Ecrin
Beni buralarda da bulabilirsiniz;

Sevdiğim Tüm Erkeklere - Jenny Han | Kitap Yorumu

6 Nisan 2017 Perşembe

Kitabın adı: sevdiğim tüm erkeklere
orjinal adı:to all the boys ı've loved before
serinin adı: to all the boys ı've loved before
yazarın adı: jenny han
yayınevi: pegasus yayınları

Ya şimdiye dek âşık olduğunuz her erkek onlar hakkında ne düşündüğünüzü öğrenseydi?.. Hem de hepsi aynı anda!

Lara Jean aşk mektuplarını annesinin verdiği bir şapka kutusunda saklıyordu. Bunlar başkasından aldığı mektuplar değil, kendi yazdıklarıydı. Sevdiği her çocuk için bir; toplam beş tane. Yazarak kalbi ile ruhundakileri dışarı dökebiliyor ve gerçek hayatta asla söyleyemeyeceği duyguları mektuba aktarabiliyordu çünkü onları sadece kendisi görecekti. Tabii bu gizli mektuplar postalanınca durum değişti ve böylece Lara Jean'in hayali aşk hayatı birdenbire kontrolden çıktı...

Kitabı okumamın üzerinden onlarca zaman geçtiğinin farkındayım tabii ki.Fakat bu sene için (2017den bahsediyorum) okuduğum her kitabın yorumunu bloguma gireceğime dair kendime söz verdim.Tam olarak söz de sayılmaz belki ama bunu istiyorum ve ne kadar uzun zaman geçerse geçsin bir kitabın üzerinden yine de sizinle duygularımı,okurken hissettiklerimi ve tabii kitapla ilgili bilgileri paylaşıcam.

Öncelikle yoruma ve kitapla ilgili diğer bilgilere başlamadan bu kitabın benim Jenny Han'ın okuduğum ikinci kitabı olduğunu belirteyim.İlk okuduğum kitabının yorumuna/ Güzelleştiğim O Yaz ismine tıklayarak ulaşabilir,isterseniz de okuyup yorum bırakabilirsiniz.

Sevdiğim Tüm Erkeklere aslında hem klişe hem de özgün bir konuya sahip.Özgün olan yanı şu ki daha önce hiç aşık olduğu erkekleri unutmak için onlara mektup yazıp saklayan bir genç kızla ilgili kitap okumamıştım.Klişe olan kısmı ise konunun işleniş şekli,konuyu ilerleten kişi ve aslında kitabın tamamı.Bana şu anda ters laflar söyleyebileceğinizin farkındayım ama bir dinleyin.Lara Jean Song,Song kızlarının ortancası ve duygusal manada en yoğun hisleri yaşayan Song kızı.Bir cümle de iki kere "Song kızı" dedim.Merak etmediniz mi bu terimi? Song kızı Lara Jean ve kardeşlerinin annelerinin ölümü ardından kendilerine taktıkları ad.Aslında tatlı,bir yandan da o kadar üzücü bir durum bence.Tamam tamam konudan sapmıyorum; Lara Jean az önce de söylediğim gibi sevdiği erkekleri unutmak için onlara mektup yazıyor.Hem de öyle böyle mektuplar değil! Adreslerini bile yazıyor üstlerine.Ardından bu mektupları bir güzel saklayıp kutuluyor.Ama hiç birini mektubu okuması gereken kişiye göndermiyor.O mektuplar hep onda kalıyor.İşte olaylar da Song kızlarıyla ve Lara Jean'le başlıyor.


Kitabı okurken ve okuduktan sonra yüzüme tatlı bir gülümseme yayıldı.Ki kitabı üç saatte okuyup bitirdiğimi,kitabın etkisinin de iki saatte falan geçtiğini sayarsanız bence bir günlük mutluluk kaynağı elde etmiş olabilirsiniz.(Kitabı okumak için kitaba verdiğiniz parayı unutursanız mutluluğunuz daha kalıcı olabilir,çünkü kitabın fiyatı -hardcover olmamış hali- 29 tl)

Mutluluk falan dedim,şimdi de dediklerimi devam ettireyim.Mutluluğunuz ve kitabı okumanızın üzerinden bir gün geçti.Pişmanlık geliyor.Çünkü Jenny Han aslında sizi bir günlüğüne mutlu eden,size bir şey katmayan (mutlu olmak dışında) bir yazar.Seviyor muyum yazarı,yoksa sevmiyor muyum inanın ben de bilmiyorum.Bazen aklımda Jenny Han'a karşı değişik düşünceler dönüyor.Yine de bu çıkan diğer kitaplarını okumama engel olmuyor.

Tekrar diyorum tekrar tekrar da diyicem; eğer bu kitabı ebook olarak okusaydım daha mutlu olucaktım.Çünkü ben -artık- böyle kitaplara bu kadar para vermeyi mantıksız buluyorum.Yine de yazar da kendince yazmış ve uğraşmış değil mi?

(Evet yorumumu çooook açık uçlu bitirdim.)

(Yalnız bu kitabı film yapsalar aşırı tatlı bir romantik film olur.Kesin izlerdim.)



BİR SONRAKİ YAZIDA GÖRÜŞMEK ÜZERE!

  Sevgiler,
Ecrin
Beni buralarda da bulabilirsiniz;

(#4) Haftalık Sinema/Vizyon Yorumları

30 Mart 2017 Perşembe

  Gönül ister ki bu Haftalık Sinema/Vizyon Yorumları'mı sürekli gireyim,ama işte gönül istiyor işler de el vermiyor.O yüzden en son bu bölüme yazı yazdığımdan beri neredeyse 2 ay geçmiş.Olsun ben 2 ayda çok film izlememiş olabilirim fakat ben bu açığımı bool bol kitap okuyarak giderdim.O yüzden blogta kitap yorumundan başka bir yazı göremiyordunuz.İnşallah tüm hızımla yazmak istediğim yazıları yazıcam -ki aklımda bu ay yayınlamak istediğim 5 yazı falan var.

  Bir de kendim için bu seriyi başlatmakla çok iyi yapmışım diyorum.Yazarken size izlediğim filmleri anlatırken o kadar eğleniyorum ve rahatlıyorum ki anlatamam.Devamını da getirebildiğim için,her bölümde de üç filmden bahsettiğim için de mutluyum,huzurluyum.Bu arada bahsedeceğim filmler gittiğim sırayla,eğer film ilginizi çeker ve gitmek isterseniz ilk internetten hala vizyonda mı ya da bulunduğunuz yerde gösterimde mi bakmanızı tavsiye ederim.Şimdi filmlerden bahsetmeye geçeyim huzurunuzda;

NOT: Ben bu yazıyı yazıp yayınlayana kadar bir filme daha gittim.Hatta kendimi durdurmasaydım iki film olucaktı.Onları da başka yazıda anlatacağım artık,bir yazıya üç film yeter de artar bile.

Split/Parçalanmış

İlgili resim

Orjinal Adı:Split
Başroller: James McAvoy, Anya Taylor-Joy, Betty Buckley
Yönetmen: M.Night Shyamalan
IMDb puanı: 7,5/10 


Fragmanını izlemiş çok merak etmiştim Split'i.Özellikle de o "Canavar/Beast" ve "Çoklu kişilik bozukluğu" olayları ilgimi çekmişti.İstediğimi elde ettim mi bilemiyorum fakat beğendiğim bir film oldu.İzlerken çokça gerildim,film bittikten sonra ise James McAvoy'un oyunculuğuna hayran kaldım.O kadar çok karakteri bir canlandırmak zor bir mesele,inandırıcı olması ayrı bir mesele.


İstanbul Kırmızısı

istanbul kırmızısı ile ilgili görsel sonucu

Orjinal Adı: İstanbul Kırmızısı
Başroller: Halit Ergenç,Tuba Büyüküstün,Mehmet Günsür,Nejat İşler
Yönetmen: Ferzan Özpetek
Yazan: Ferzan Özpetek
Beyaz perde puanı: 2,2/5

Bu film hakkında da çokça yazıldı ve çizildi.Hem filmin ismini taşıyan kitabından uyarlanmış olması hem de yönetmenin,yazarın aynı kişi olması -Ferzan Özpetek- hem de gerçekten çok fazla tanınmış oyuncu taşıması filmin kendisinden bayağı söz ettirdi.

Konusuyla ilgili bir şey soracak olursanız bana anlatamam.Denerim fakat sonradan tıkanırım,dilim varmaz anlatmaya.Kısa süreye,film süresine fazlasıyla konu sığdırmış bence Ferzan Özpetek.Üstüne bir de bunu başarabilmiş.İstanbul'un güzelliği ve oyuncuların başarısı da yemekten sonra yenen güzel bir tatlı gibiydi.


Logan 

logan ile ilgili görsel sonucu

Orjinal Adı: Logan
Başroller: Hugh Jackman,Patrick Stewart,Boyd Holbrook,Dafne Keen,Stephen Merchant,Richard E.Grant 
Yönetmen: James Mangold
Yazan: Marvel Comics
IMDb puanı: 8,6/10

AH AH ! Sırf bu film için yazıyorum bu yazıyı bilin diyormuşum.Şaka şaka fakat cidden bu yazıdaki hatta 2017'nin başlangıcından beri izlediğim en iyi filmlerden biri sayılabilir Logan.Görselleri,konusu,konusu ve konusuyla beni büyüledi.Tüm Logan çizgiromanlarını toplayıp okumak istiyorum.Amaa öğrenci olunca ve bütçe kısıtlı olunca iş oraya kadar gelemiyor malesef.Logan hakkında pek bir şey söylemek istemesem de -çünkü söyleyince spoiler vermiş olurum büyük ihtimalle- filmin sonunda ağlamamak için kendimi zor tuttuğumu sonunda da ağladığımı söylemeliyim.

Sinema/Vizyon yazı köşemden de bu günlük bu kadar,


(#1) Haftalık Sinema/Vizyon Yorumları
(#2) Haftalık Sinema/Vizyon Yorumları
(#3) Haftalık Sinema/Vizyon Yorumları

BİR SONRAKİ YAZIDA GÖRÜŞMEK ÜZERE!

  Sevgiler,
Ecrin
Beni buralarda da bulabilirsiniz;

Duman ve Kemiğin Kızı - Laini Taylor | Kitap Yorumu

13 Mart 2017 Pazartesi

Duman ve Kemiğin Kızı (Duman ve Kemiğin Kızı, #1)




Kitabın adı: dUMAN VE KEMİĞİN KIZI
ORJİNAL ADI: DAUGHTER Of smoke and bone
SERİNİN ADI:daughter of smoke and bone
YAZARIN ADI: Laini taylor 
YAYINEVİ:artemis yayınları
Bir zamanlar, şeytanın ininde yerde tüylerle oynayan küçük ve masum bir kızdı. O, artık masum değil...

Bir varmış bir yokmuş, bir Melek’le şeytan birbirlerine aşık olmuş... 

Ve hikayenin sonu hiç iyi bitmemiş!..

MERHABALAR!
Aşırı aşırı merak ettiğim ve okuoku.com'da indirime girdiğinde hemen aldığım Duman ve Kemiğin Kızı yorumuyla karşınızdayım.Bu arada seriyi (üç kitaptan oluşuyor) toplam da 29,70 tlye almış oldum.O yüzden de ayrı bir mutluyum.Bence sizde o fiyata alsaydınız siz de benim gibi mutlu olurdunuz.Seriyi uygun bir fiyata almamın üstüne o beğeniler,herkesin atıp tutması ve piyasa da neredeyse bu seriyi okumayanın kalmamış olması benim beklentimi epeyce yükseltti.

Kitap/seri elime ulaştıktan bir kaç gün sonra okumaya başladım.İlk bir kaç sayfa da konuya tam dahil olamasam da kitabın inceliğiyle birlikte nasıl son sayfalara geldiğimi bile anlayamadım.O kadar hızlı bitti ki Duman ve Kemiğin kızı damağımda kendine has o "eşsiz" tadı bıraktı.

Biraz da konudan bahsetmek istiyorum çünkü yukarıda da dediğim gibi konusu cidden "eşsiz"di.Daha önce okumadığım ve duymadığım bir konuya sahipti.Ne kadar melekler hakkında kurgular yazılmış olsa da bu kitap hem melekleri hem de diğer türleri konu olarak içinde barındırıyor.Kitabımızı eşsiz kılan da bu özelliği zaten.Yaratılmış olan büyüleyici dünya.

Esas kızımız lise çağında Prag'ta yaşayan Karou.Onu diğer liseli öğrencilerden ayıran özelliği ise kendiliğinden mavi olan uzun saçları değil,yalnız yaşaması ve ailesinin olmaması da değil.Onu diğerlerinden ayıran gerçekten "farklı" bir dünyadan gelmiş olması.Karou tüm hayatını,bebekliğinden itibaren yani Kimeralarla geçirmiş.Hatta Kimeraların elinde büyümüş.Ve Brimstone adında bir Kimera için de çalışıyor aynı zamanda.

Kimera ne demek mi? Eh sanırım merakınızı gidermek için sizi kitaba/seriye yönlendireceğim.

Ne diyordum? Evet Kimeralar için çalışıyor diyordum.Fakat bu dünyada sadece Kimeralar yok,aynı zamanda gözlerinizi kamaştıracak bir güzelliğe sahip Melekler de var.Çok konuştum değil mi? Bu kadar çok kitabın konusundan bahsetmek istemiyordum aslında.Kendimi tutamadım hepsi ondan oldu.



Seri bilmeyenler için üç kitaptan oluşuyor.Devam kitapları da dilimize çevrilmiş durumda.Zaten hemen hemen aynı kapaklara sahipler o yüzden direkt tanıyabilirsiniz.(Hadi size kıyak geçip üşenmedim kapakları koydum,yine iyisiniz..)
İlgili resimtanrı ve canavarların düşleri ile ilgili görsel sonucu

Eh benim seri hakkında diyeceklerim bu kadar.Yaz gelmeden umarım ikinci ve üçüncü kitabı okuyup bitirebilirim.Siz seriyi okudunuz mu? Yorumlarınız neler?

NOT: Çok kitap yorumu paylaşıyorum değil mi? Bir kaç gün içinde vizyondaki filmlerle ilgili bir yazı gelicek beni bekleyin.Bomba gibi geliyorum.

BİR SONRAKİ YAZIDA GÖRÜŞMEK ÜZERE!

  Sevgiler,
Ecrin
Beni buralarda da bulabilirsiniz;

Kan Sözü - Richelle Mead | Vampir Akademisi #4 | Kitap Yorumu

27 Şubat 2017 Pazartesi

Kitabın Adı: Kan Sözü
Orjinal Adı: Blood Promise
Serinin Adı: Vampir Akademisi (Vampire Academy #4)
Yazarın Adı: Richelle Mead
Yayınevi: Artemis Yayınları 

Rose Hathaway'in hayatı bir daha asla eskisi gibi olmayacaktı. Kısa süre önce St. Vladimir Akademisi'ne düzenlenen saldırı, Moroi dünyasını sarsmıştı. Vampirlerin birçoğu ölmüştü. Fakat Strigoi'lar tarafından götürülen birkaç kurbanın yazgısı daha karanlıktı. Rose içinse bir kurban çok önemliydi. Dimitri Belikov. Dimitri! Şimdi Rose, yüzlerce Strigoi öldürdüğünü gösteren bir dövme taşıyordu ensesinde. Hem de çok nadir bulunan bir dövme. Rose seçim yapmak zorundaydı. En iyi arkadaşı ve hayatta kalan son Dragomir prensesi Lissa'yı korumak için ettiği yemini tutacak ya da Akademi'den ayrılarak sevdiği adamın peşine düşecekti. Aşkla ve tek başına! Dimitri'ye verdiği sözü tutmak için dünyanın öbür ucuna bile gidebilirdi. Ancak cevabı kan kokan bir soru Rose'un peşini bırakmıyordu. Dimitri kurtarılmayı isteyecek miydi?

Eyvah! İşler karıştı. Rose bu yükün altından kalkabilecek mi? 
Dimitri'yi öldürmeyi başarabilecek mi? 
Yoksa kapısına kadar gelen sonsuz aşka mı kapılacak?

Blogu baya boşladığımın ve ilgilenmediğimin farkındayım.Son üç yıldır -hatta blogu açtığımdan beri neredeyse- şubat ayları benim için ve blog için verimli geçmeyen aylar.Ocak ayında kendime verdiğim sözleri tutabiliyorum fakat şubat ayına gelince ben de bir durulma baş gösteriyor.O durulmayı aşmak adına bu hafta -evet tam olarak şubat bitmeden- iki yazı girmeye karar verdim.

Tatatataa Ecrin karşınızda sayın okuyucular!

Öncelikle yorumun bitiminde size serinin diğer kitaplarının yorumunu link olarak bıraktım düşüncelerime,görüşlerime oradan ulaşabilir,okuyabilirsiniz.

Goodreads'te kitap bittikten sonra hızımı alamayıp yorum tarzı bir şeyler karalamıştım.Ancak bu yazdıklarım yorumun yanında bir hiç.Bir de kitapla ilgili yorumuma girmeden değinmeliyim ki sizin diğer kitapları ve bu kitabı okuyup bu yorumu okuduğunuzu varsayıyorum.Oluşabilecek spoiler yeme olaylarından sorumlu değilim.

Ne diyordum? Goodreads'te yazdıklarım düşündüklerim yanında bir hiç.Seriyi çok seviyorum evet.Ama serinin beni sinir eden bir yanı da var.Richelle Mead'i de çok seviyorum evet fakat her kitapta sanki olayları unutmuş gibi tekrar,tekrar,tekrar,tekrar her şeyi anlatıyor baştan.Bu beni her devam kitabına başladığımda deli ediyor.Yazarın dilini ne kadar sevsem de bu özelliği kitabın okunmamasını hatta daha yavaş okunmasını sağlıyor bence.
Kitapla ilgili diğer yargılarıma geçersek;

  • Rose salak,
  • Dimitri salak,
  • Akademidekilerin hepsi salak,
  • Simyacılar?!?!?! (Resmen devam kitabı yazmak için sebep hazırlamış ve kendine bu sebebi "simyacıları" ortaya atarak bulmuş.Ki bakınız; yan seri)
  • Rose'u sevenler salak (annesi,Adrian ve geri kalan herkes) 

Resmen kitapla ilgili düşüncelerimi beş madde ile sıraladım sayın okuyucu.Sevdiniz mi? Ben çok sevdim maddeleme işini.

Seriye devam ettiğimde -ki devam edicem kesinlikle- Rose'un ne saçma hareketler yaptığını yazarımızın neler getirceğini kızcağızın başına merak ediyorum.

Bunun yanında yukarıda yazdıklarımı okuyarak "kitabı hiç mi beğenmedin yani?" diye soranlarınız olucaktır.Normal bunu sormanız.Aslında kitabı o kadar beğendim ki neredeyse beş  üzerinden beş vericektim kitaba.Fakat yukarıda saydığım o güzelim maddeler yüzünden yine beş üzerinden dört buçuk verdim kitaba.

Siz dördüncü kitabı okuduğunuzda neler hissetmiştiniz? Rose'u benim gibi salak buldunuz mu? Ya da güçlü buldunuz mu? Ben yazarımızın Rose'un güzelim geleceğini mahvettiğini hissediyorum bu sitemlerimin hepsi o yüzden.Yoksa cidden Rose'u da Dimitri'yi de o güzelim ailesini ve hatta Akademiyi bile seviyorum.

Fakat...Eh bu yorum ben bahanelerimi sayarsam bitmez.O zaman sizi daha önceki yorumlara yolluyalım;


Vampir Akademisi - Richelle Mead | Vampir Akademisi #1  Kitap Yorumu 
Buz Öpücük - Richelle Mead | Vampir Akademisi #2 | Kitap Yorumu
Gölge Öpücük - Richelle Mead | Vampir Akademisi #3 | Kitap Yorumu

Yorumlarınızı bekliyorum ^^,

BİR SONRAKİ YAZIDA GÖRÜŞMEK ÜZERE!

  Sevgiler,
Ecrin
Beni buralarda da bulabilirsiniz;

 
FREE BLOGGER TEMPLATE BY DESIGNER BLOGS