Küçük Arı - Chris Cleave | Kitap Yorumu

10 Aralık 2018 Pazartesi

8442044
Kitabın Adı: Küçük Arı
Orijinal Dil: The Other Hand 
Yazarın Adı: Chris Cleave 
Yayınevi: Pegasus Yayınları


Size bu kitapta ne olduğunu anlatmak istemiyoruz; çünkü gerçekten çok özel bir hikâye ve biz onu bozmak istemiyoruz.

Yine de bu kitabı almanıza yetecek kadar bilmeniz gerektiğinden, sadece şu kadarını söyleyelim:
Bu, yaşamları kaçınılmaz bir şekilde çarpışan iki kadının hikâyesidir. Ve biri korkunç bir seçim yapmak zorundadır.
İki yıl sonra tekrar karşılaşırlar ve hikâye burada başlar…
Bu kitabı okuduğunuzda herkese anlatmak isteyeceksiniz. Bunu yaptığınızda, lütfen, neler olduğunu anlatmayın; çünkü bütün büyü, olayların akışında…

MERHABALAR!
  Evvveet hız kesmeden elimde biriken ve yıl boyu yazmadığım yorumlarımı tek tek bitirmeye çalışıyorum.İnanın bu çok büyük bir uğraş benim için fakat diğer yandan da zevkli bir uğraş çünkü yılın diğer zamanları bu zamanlarda olduğum kadar verimli olamıyorum ve blogumla istediğim kadar ilgilenemiyorum.O yüzden umarım sizi sıkmam ve de yorumlarımla,okuduğum kitaplarla ilginizi çekmeye devam ederim.

  Bu günkü kitabımız ise diğer kitaplardan konu olarak biraz daha ağır.Çünkü Küçük Arı içeriğiyle kölelik,mülteci meseleleri ve de tehlikeli olarak adlandırılan ülkelerde yaşanan konulara değinen bir kitap.Demem o ki kemerlerinizi sıkı bağlayın,birazdan okuyacağınız cümleler ya da ileride okursanız bu kitap sizi sarsabilir.

  Kitabımız Sarah adında İngiltere de yaşayan evli bir kadını ve de hayatları şans eseri kesişmiş Küçük Arı isimli Nijerya'lı mültecinin yaşamlarını anlatıyor.Bu iki kadın ne kadar birbirinden farklı olsa da hayatlarının bir bölümünde aynı anda aynı yerde bulunma talihsizliğine yakalanmış kadınlar.Bu nedenle de yaşadıkları birbirlerine bağlanmış bulunuyor.
Biliyorum kurduğum cümleler kitapla ilgili size çok bilgi vermedi,sadece size spoiler,daha fazla bilgi vermeden kitabı nasıl anlatacağımı gerçekten bilemiyorum.

  Küçük Arı'nın yazım stilinden bahsetmek istiyorum biraz da; ne kadar zor bir konu olduğunun farkındayım ve bir yazarın bu konu hakkında kimseyi gücendirmeden,gerçeği ham bir şekilde önümüze koymanın güçlüğünün de farkındayım.Belki de bu yüzden kitap belirli bir süre boyunca büyük bir sükse yarattı.Ama kendi görüşlerime gelecek olursam; malesef ki beni tatmin edemedi.Bir bölüm Küçük Arı'nın ağzından bir bölüm de Sarah'nın ağzından okumak ne kadar keyifli olsa da bir süre sonra olaylara bağlanmamı ve de konsantrasyonumu da kitaptan aldı götürdü.

  Yine de dönüp bakınca kitapla ilgili düşüncelerime,dediğim gibi zor bir konu olduğundan gerek kitaba saygım gün geçtikçe artıyor.
  Sadece bu konular hakkında araştırma yapan yahut düşüncelerini genişletmek isteyen insanlara önereceğim bir kitap oldu.Diğer şekilde eğer zevk versin diye okuyacaksanız aman diyim sizi biraz sıkabilir ve güvenli bölgenizden uzaklaştırabilir.

BİR SONRAKİ YAZIDA GÖRÜŞMEK ÜZERE!

  Sevgiler,
Ecrin
Beni buralarda da bulabilirsiniz;

Biz Ölümlüler - Patrick Ness | Kitap Yorumu

9 Aralık 2018 Pazar

33289822
Kitabın Adı: Biz Ölümlüler
Orijinal Dil: The Rest of Us Just Live Here
Yazarın Adı: Patrick Ness
Yayınevi: Yabancı Yayınları

Ya Seçilmiş Kişi değilseniz?
Ya zombilerle, ruh emici hayaletlerle ya da o mavi parlak gözlü, ölüm getiren, yeni çıkan şey her ne ise onunla savaşması gereken kişi değilseniz?
Ya sadece liseden mezun olmak, baloya gitmek ve birileri okulu tekrar havaya uçurmadan Henna'ya çıkma teklifi etmek isteyen Mickey gibiyseniz?
Çünkü bazen her hafta bir yenisi yaşanan krizlerden daha büyük sorunlar da vardır ve bazen sıradan hayatınızdaki sıradışı şeyleri keşfetmeniz gerekir. 

Dağ aslanları en yakın arkadaşınıza tapıyor olsa bile.

MERHABALAR!

Ecrin ile 2019'a geri sayıma hoşgeldiniz! 
  Bu geri sayımda sevgili okurlarım beraber gün gün hafta hafta sizinle benim okuduğum kitapları değerlendiricez,yani ben yorum yazacağım ve siz de umarım ki yorumlarımı okuyacaksınız.
Gerçekten sene boyunca yazdığım tüm kitapların yorumunu buraya bir süreliğine girmeyi,kaydetmeyi başarabildim.Fakat diğer süre boyunca ilham perim başımdan uçup gittiği için başarısızlığa uğradım ve bildiğiniz üzere çoğu kitabın yorumu bende saklı kaldı.O yüzden sizinle bir hız trenine binmek ve 2018'in son ayı olan Aralık ayını mükemmel bir şekilde geçirmek istiyorum.

  Bu günkü konumuza gelirsek;
  Herkesin büyük övgülerle adını andığı yazar Patrick Ness'ten ilk kitabımı yazın okumuş oldum: Biz Ölümlüler.
 Bu kitapta da öyle bir şey vardı ki daha kitabı görmeden yazarın isminden dolayı kitaptan etkilenmiş,büyük beklentilere kapılmıştım.Malesef ki büyük beklentilere kapıldığımdan dolayı kitap düşündüğümden yavan çıktı.Yine de ele alınan konu biraz farklıydı.

The Rest of Us Just Live Here - Patrick Ness

  Basitçe kitabın konusundan bahsedelim şimdi de;
  Yazarımız şu ana kadar oldukça işlenmiş bir konuyu ele almış,seçilmiş kişileri.Peki kim bu seçilmiş kişiler? Bence hepimiz gözlerimizi kapatmadan bile biliyoruz cevapları.Seçilmiş kişiler, Bella'dırlar,onlar Katniss'tirler onlar Darrow'lardır,Harry'lerdir hatta Ron,Hermonie'lerdir.Onlar kitapların,filmlerin,dizilerin başkarakteridir ve rüyalarımızı süsleyen,olmak istediğimiz kişilerdir.Ki çoğunlukla da okumak istediğimiz karakterler bunlardır.En azından benim için durum o şekilde ve durum o şekilde olduğu için Biz Ölümlüler kitabı seçilmiş kişileri arkaplanda anlatıp dalga geçerken önplanda anlattığı bizleri,normal kişileri sevemedim.Oldukça uzun ve karmaşık cümleler kurduğumun farkındayım ama demek istediğimi anladığınızı düşünüyorum? 

  Demem o ki Patrick Ness bana göre bu kitapta biraz hayalgücünü konuşturamamış.Güzel bir konu olsa da işlediği karakterler açısından beni bağlayamadı kitap.Okurken ara sıra koptuğumu ve bazı noktalarda da yarım bırakmak istediğimi anladım.Yine de demiyorum ki "Patrick Ness'ten bir daha okumam,iyi bir yazar değil" kesinlikle böyle bir önyargım da yok.
Huh,yine yazdıkça yazdım.Bu günkü yorumumdan bu kadar,

BİR SONRAKİ YAZIDA GÖRÜŞMEK ÜZERE!

  Sevgiler,
Ecrin
Beni buralarda da bulabilirsiniz;

Bize Çıkan Yollar - Rachel Cohn,David Levithan | Kitap Yorumu

2 Aralık 2018 Pazar


Kitabın Adı: Bize Çıkan Yollar
Orijinal Adı: Dash and Lily's Book of Dare
Serinin Adı: Dash and Lily
Yazarın Adı: Rachel Cohn & David Levithan
Yayınevi: Pegasus Yayınları 

Senin için birtakım ipuçları bıraktım. Görmek istiyorsan sayfayı çevir.  İstemiyorsan lütfen defteri yerine bırak.”
Aşkta şansı yaver giden kardeşinin zorlamasıyla on altı yaşındaki Lily en sevdiği kitapçının rafına kırmızı defterini bırakır ve içine yazdığı cesaret gerektiren görevleri doğru erkeğin yerine getirmesini beklemeye koyulur. Noel yüzünden keyfi hiç de yerinde olmayan meraklı ve alaycı Dash ise böyle görevlerden kaçınacak biri değildir… ve Meydan Okuma Defteri kafasını dağıtması için mükemmel bir bahanedir. 
Bir defterle başlayan hikâyelerinde yaşanan fırtınalı romantizm Dash ve Lily’nin hayallerine, arzularına ve birbirlerine kafa tutmalarına sahne olacak, kırmızı defter New York’un en ücra köşelerine kadar elden ele dolaşacaktır. Peki gerçek hayattaki kişilikleri, defterdeki kişilikleri kadar iyi uyum sağlayabilecek mi, yoksa sayfalarda başlayan macera, komedi filmlerinden fırlamışa benzer korkunç bir felaketle mi sonuçlanacak? 

MERHABALAR!
  Sizinle yılbaşına hazırlanabileceğiniz,tam böyle yılbaşı ağaçları,kar tadında olan bir kitapla geldim.Yoruma başlamadan önce belirtmeliyim ki kitabı çok beğenmesem de diğer öne çıkan kitaplardan -özellikle bu christmas temalı kitaplardan- bir tık daha iyi olduğu için öneriyorum size.Yoksa ne önerirdim,ne de severek anlatırdım.Çok sevmesem de sevdiğim için bence tüm diğer dışar faktörler görmezden gelinebilir.

  Şimdi öncelikle kitaptan bahsetmek istiyorum ondan sonra kendi yorumuma geçeceğim.
  Kitabımız Lily adında on altı yaşında bir kızın New York'ta en çok ziyaret ettiği kitapçıya "Meydan Okuma Defteri"ni bırakmasıyla başlıyor.Daha doğrusu Dash adlı gencimizin bu defteri bulmasıyla ve defterdeki meydan okumaları harfi harfine yerine getirdikten sonra başlıyor.Bu arada iki gencimiz de kendi yaşlarına göre "olgun" sayılabilecek kişiler.Hatta Dash'te bir ara Holden Caufield havası sezdim gibi oldu fakat ondan sonra Holden'la karşılaştırınca tabii ki de düşüncelerim değişti.Yine de Dash'te adını koyamadığım bir sempati duydum.Belki de tüm kitaplarla ilgisi olmasından ve de ara sıra kitaplardan alıntı yapmasından kaynaklı olabilir? 

"tam bu havayı vereceğini zannetmiştim kitabın; gülümseten ama değişiklik sunan."
  Kitabın konusundan biraz bahsettiğimize göre artık kendi yorumuma geçebilirim,yaay! Başta da dediğim gibi kitap size yılbaşından biraz tat veriyor ama sizi o yılbaşı havasına kesinlikle sokmuyor.Böyle ucundan tattırıyor.Onun dışında yazarlar,Rachel Cohn ve David Levithan kesinlikle iki bakış açısıyla yazdıkları bu kitapta konunun dışına,karakterlerin özlerinin dışına çıkmamaya çalışmışlar.Yani ana konuyu karakterlerle sınırlandırmışlar ve sizin,yahut benim zannetiğimiz gibi yılbaşı havasının tarçınlı,zencefilli tadını ağzımızda bırakmamışlar.

  Biraz da kitabın dilinden bahsedelim ne dersiniz? Bölüm bölüm yazılmış olan kitap bir Dash tarafından bir de Lily tarafından anlatılıyor.Bunu da iki yazarın bölüşerek yazdığını düşünüyorum.Cinsiyetleri farklı olmasına rağmen kesinlikle sizi karakterlerden soğutan farklı tarzda yazılmış bölümler görmüyorsunuz.Ki bu da bence iyi bir şey.

  Huh! Bence yine bayağı bahsettim.O yüzden artık yorumumu toparlayıp gideceğim izninizle.
Dediğim gibi kitap bence iyiydi,fakat aklımda yer edinebileceğimi düşündüğüm bir kitap değildi.Bu yorumdan sonra gidip düşünüp,alıntı yapabileceğim bir kitapta değildi.Bu nedenle de size öneriyor muyum,önermiyor muyum konusunda cidden kafam karışık.Tabii konusunu ve yorumumu okuduktan sonra da sizin aklınızda bir düşünce oluşmuştur ve sizi bu özgür iradenizle başbaşa bırakıyorum.

BİR SONRAKİ YAZIDA GÖRÜŞMEK ÜZERE!

  Sevgiler,
Ecrin
Beni buralarda da bulabilirsiniz;


Acımak - Reşat Nuri Güntekin | Kitap Yorumu

27 Kasım 2018 Salı

Kitabın Adı: Acımak
Yazarın Adı: Reşat Nuri Güntekin 
Yayınevi:İnkılap Yayınları 

“Acımak” adlı eseriyle dönemin Türk eğitim yaşantısına ışık tuttu.Kitapları filmlere ve dizilere uyarlanan Reşat Nuri Güntekin, akciğer kanseri teşhisi nedeniyle Londra’ya tedavi olmaya gitti; fakat 7 Aralık 1956 tarihinde vefat etti. Yazarın mezarı İstanbul, Üsküdar’daki Karacaahmet Mezarlığı’na defnedildi. Türk Edebiyatı’nda derin izler bırakan Klasik Edebiyatımızın usta yazarlarından Reşat Nuri Güntekin, ismiyle Türkiye’nin birçok bölgesindeki okul, tiyatro, sokak adlarında yaşamaya devam etmektedir.


MERHABALAR!
En son 6 Ekimde sizinle bir paylaşım yapmışım ve neredeyse Kasım ayını deviriyoruz.Tabii yeni iş,staj ve dersler derken sizinle ilgilenemedim.Resmen öksüz bıraktım blogumu,canım blogum.Tabii ki hepiniz,her bir okuyucum benim için ayrı yerlere sahip.Demem o ki sizi düşünmeden tek bir günüm geçmedi.Yeni bir seriye başlarken,bir film izlerken,kütüphaneye gittiğimde ve bir kitap bitirdiğim de aklımda hep sizler vardınız.

Kütüphane demekle iyi ettim çünkü bu kitabı da yazın -evet taaa yazın- kütüphaneden alıp okudum.İlk başlarda okumaya pek hevesli değildim,fakat goodreadste "okuyorum" olarak eklediğimde Gözde görüp hemen yorum attı "çok seveceksin eminim,ben de sevdim" gibi bir cümle kurmuştu sanırsam.Ben de Gözde'nin kitap zevkine çok güvenirim,onun tavsiyesiyle okuduğum kitaplar genelde bayağı beğendiğim kitaplardır,o yüzden direkt kitaba daldım.Daldım ama 130 sayfalık incecik bir kitap Acımak,bu vesileyle de çok ama çok çabuk bitti.

Konusundan biraz bahsetmek gerekirse; öğretmenlik yapan Zehra Hanım'a bulunduğu ilçe de bir kişi tarafından babasının ölmekte olduğu,çok zor durumda olduğu ve onu görmek isteyip istemediği soruluyor.Zehra öğretmen küçükken hep annesi ve anannesi vesilesiyle babasından nefret edilerek büyümüş bu yüzden de babasını görmek ne kelime babası olduğunu bile inkar ediyor.Tabii etrafındaki  çok saygıdeğer diğer kitap kahramanlarımız Zehra öğretmene yaptığının yanlış olduğunu ve de gidip babasını son bir kez de olsa görmesini en azından aklındaki düşünceleri söylemesini tembihliyor ve sayın okuyucular kitabımız da bu noktada başlıyor.

Ah ah! Ne güzel bir romandı.İncecik,öz be öz ve de akıcı.Bir okuyucunun tüm hayalini kurduğu özelliklere sahipti; akıcı bir dil,düşündüren fakat net bir şekilde anlatılmış bir hikaye ve bittikten sonra kitabın okuyucunun ruhunda bıraktığı his.
Övmeme gerek olmamasına rağmen kitabı övmek,yüceltmek istiyorum.Çünkü Reşat Nuri dönemine göre -bu arada ben yenilenmiş Türkçe versiyonunu okudum- harikalar yaratmayı,kişilik tahsillerini,karakterlerin iç dünyasını bize çok başarılı şekilde aktarmış.

Eh diyeceklerim bu kadardı.Ki zaten anlattıkça anlattım.Uzun süre kitaplardan bahsetmeyince,bloga bir şey yazmayınca böyleler oluyor,napalım.Bir de yazıyı bitirmeden Gözde'nin yorumuna bakmanızı da öneririm.

BİR SONRAKİ YAZIDA GÖRÜŞMEK ÜZERE!

  Sevgiler,
Ecrin
Beni buralarda da bulabilirsiniz;

Riverdale 2.Sezon İncelemesi | Dizi Yorumlarım

6 Ekim 2018 Cumartesi

Related image
MERHABALAR!
En sevdiğim dizilerden biri olan Riverdale 3.Sezon ile haftaya çarşamba -10.10.2018- dönüyor!! Nasıl mesudum size anlatamam.Yaz boyu üçüncü sezon tanıtım fragmanlarını bekleyerek hatta ikinci sezonu tekrar tekrar izleyerek geçirdim.Benim için bu dizinin en büyük yeri oyuncuların hepsini tek tek seviyor olmam ve de hepsine karşı ayrı bir sempati beslemem.Tabii ki bunun dışında dizinin atmosferi,sezon başı konu değiştirmeleri ve de Riverdale dünyasının beni derinden etkilemesi de var.Yakında çıkacak olan Chilling Adventures of Sabrina'yı da kesin bu dizinin yanına ekleyecekmişim gibi gözüküyor.

Fakat bu günkü konumuz hazır yeni sezon gelmeden sizinle beraber eski sezonu yadetmek,anılarımızı deprestirmek ve de yeni sezonla ilgili fikirlerimizi paylaşmak,ki benim yeni sezonla ilgili şüphelerim var!

İkinci sezonda yayınladıkları yirmi iki bölüm boyunca dizinin yapımcıları,senaristleri ve de oyuncuları sağolsun resmen Riverdale halkının ve gençlerimizin başına gelmeyen kalmadı.Black Hood adı verilen bir katil peydah oldu,Betty'nin erkek kardeşi ortaya çıktı ve daha sizi saymakla bitiremeyeceğim kadar kötü olay başlarına geldi.


Şimdi biraz da giflerle olayları takip edelim;


Archie babasının vurulmasından sonra ikinci sezon başlangıcında daha karanlık,daha kararlı ve de daha kötü bir karaktere dönüşme yolunda kendince bir kaç adım attı.Kendi kötücül grubunu kurdu,Veronica'nın babasıyla iş anlaşmaları yaptı ve de babasına dahi haber vermeden kendi başına South Side kısmına gidip Black Hood aramalarına başladı.


Bu sırada babası hapiste olan Judhead ise Serpent grubunun bir üyesi olma,hatta onların başı olma yolunda adımlar attı.Pek onaylamadığım adımlar olmakla birlikte bu adımlar Jughead'in hayatını bayağı bir değiştirdi.Okulunu değiştirmiş olan Jughead'in başına bir Serpent olarak bayağı bir olay geldi.


Ah ah dizide dediğim gibi gerçekten Riverdale halkının başına gelmeyen kalmadı ki bunlardan bir örnekte kesinlikle bahtsız Cheryl Blossom.Zaten birinci sezonda ikiz kardeşini ve babasını kaybeden Cheryl bu sezonda ise annesinin korkunç kötülüklerine,birine aşık olmaya ve de babasının yeniden hayata dönmesi (?????) gibi talihsizliklere tanık oldu.Tabii ki dizideki en talihsiz karakter malesef o değildi;
Betty Cooper.

İçinde karanlık olduğuna ve o karanlığın her geçengün kendisini ele geçirdiğine inanan Betty'nin başına gerçekten çok fazla şey geldi.Hatta bazı bölümlerde ben bile iyi ki Jughead ile sevgili diye şükrettim.Onun dışında babasının Black Hood çıkmasına, AY HİÇ İNANMIYORUM HALA DA NEYSE, kardeşinin bir psikopat çıkmasına ve de diğer kardeşinin,ablasının da onlara yüz çevirmesine tanık oldu.Bir de üzerine annesiyle beraber birini öldürünce olaylar onun için işin içinden çıkılmaz hale geldi.Yine de sezonun son bölümünde onun değilde Archie'nin başı belaya girdi.Çünkü kimi arkanda bıraktığına ve de kimi yanına aldığına dikkat etmek gerekiyor ve tabii ki bizim salak Archie Andrews buna hiiiç mi hiiç dikkat etmiyor.

Ay resmen yoruldum sizinle her karakteri tek tek konuşurken.Bu karakterler dışında bir de Veronica vardı,onu da unuttuğumu düşünmüş olabilirsiniz ama kesinlikle unutmadım.Onun hakkında konuşmak istemedim çünkü aşırı sinir bozucu bir karakter bana kalırsa,başına bir şey gelmediği halde şanslı olduğu için de diğer karakterlerimizden farkla sıyrılıyor anlayacağınız gibi.
Düşündüğümden ve yazmayı umduğumdan daha uzun bir yazı oldu kesinlikle.Umarım üçüncü sezondan sonra da sizinle böyle gelir konuşurum çünkü üçüncü sezonu merakla beklemekteyim!

Riverdale 1.Sezon incelemesi yazım için tık! 

BİR SONRAKİ YAZIDA GÖRÜŞMEK ÜZERE!

  Sevgiler,
Ecrin
Beni buralarda da bulabilirsiniz;

Egomanyak - Vi Keeland | Kitap Yorumu

1 Ekim 2018 Pazartesi

36447397
Kitabın Adı: Egomanyak 
Orijinal Dil: Egomaniac
Yazarın Adı: Vi Keeland 
Yayınevi: Yabancı Yayınları 

Drew Jagger’la tanıştığım akşam, Park Avenue’daki yeni ofisimi ilk kullanışımdı. Dövüş hareketlerimi üstünde denemeden hemen önce 911 aradım. Beni hızlıca alaşağı etti, sonra onu dövmeye girişmeme güldü. Ofisime izinsiz giren kişi tabii kendini beğenmiş olacaktı, ne bekliyordum ki? Fakat ofise izinsiz giren o değilmiş. Benmişim. Ofisi kiralarken dolandırılmıştım. Tamamen zıt kişilerdik. Drew öfkeli, inanılmaz yakışıklı ve ilişkileri bitiren biriydi. Benim işim ise insanların evliliklerini kurtarmalarında yardımcı olmaktı. Aramızda ortak olan tek şey, aynı ofisi kullanıyor olmamızdı. Bir de gün geçtikçe inkâr etmesi zorlaşan çekimimiz. 

MERHABALAR!
  Herkese musmutlu haftalar dilerim! Bu gün ne kadar enerjik kalkmasam da verimli bir gün geçireceğime dair umutlu uyandım.O yüzden yapacağım aktivitelerden birinin blogumla vakit geçirmek olduğuna karar verdim.Umarım sizin de gününüz güzel geçer! (Daha ne kadar güne erken başlamış olsam da...)

  Bu gün benim en sevdiğim tür olan Romance/Romantik,New Adult türünde bir kitapla karşınızdayım! Ki bu kitap benim gerçekten okurken eğlendiğim,bir çırpıda okuyup bitirdiğim kitaplardan birisi.Ve bence New Adult türünün en önemli özelliklerinden biri hızlı okunabilinir olmaları ve de okurken yüzünüzde o şapşal gülümselerden birini oturtabilmeleri.

  Drew ve Emerie'nin tanışma hikayeleri ne kadar trajikomik olsa da aynı zamanda da çoğu kişinin sinir olacağı bir durum.Düşünsenize bir ofis kiralıyorsunuz ve de yeni ofisinizi kullanmaya başladığınız bir akşam pat diye o ofisin sizin olmadığı bir yabancı tarafından söyleniyor,ki bu ofis için hem tüm paranızı yatırmışsınız hem de elinizde avucunuzda o ofisten başka bir şey yok.Tabii ki sinirlenir karşınıza çıkan kişiyi yerle bir etmeye çalışırsınız ve kitapta da olduğu gibi Emerie'nin yaptığı şey de o oluyor,karşısına çıkan yabancıyı yerle bir etmeye çalışıyor.Eh bu da kitap için çok iyi bir başlangıç değil de ne?

  Egomanyak benim çoğu New Adult tarzı kitaba vereceğim tepkileri aldı; ara ara kadın baş karaktere sinir olmak,erkek başkaraktere aşık olmak,yok artık tepkileri ve daha niceleri.Fakat diğer kitaplardan farklı olarak bu kitapta yazardan ve çevirmenden kaynaklı olarak akıp giden bir anlatım da vardı.O yüzden okurken bir dakika bile zorlandığımı hatırlamıyorum.Hatta daha fazlasını okumak için sabırsızlandığımı hatırlıyorum.

  Resmen enerjimin doruklarında olmama rağmen aynı zamanda da içimde bir üşengeçlikte var.O yüzden bir türlü yazdığım yoruma odaklanamıyorum,yine de sanırım kullanabileceğim tüm kelimeleri,cümleleri kullandım! 

BİR SONRAKİ YAZIDA GÖRÜŞMEK ÜZERE!

  Sevgiler,
Ecrin
Beni buralarda da bulabilirsiniz;

Buzkentteki En Soğuk Kız - Holly Black | Kitap Yorumu

28 Eylül 2018 Cuma


Kitabın Adı: Buzkentin En Soğuk Kızı 
Orjinal Adı:  The Coldest Girl in Coldesttown
Yazarın Adı: Holly Black 
Yayınevi: Artemis Yayınları 

Buzkent tüyler ürperticiydi. Tana bunu herkesten iyi biliyordu. Görkemli bir kafes,
tehlikeli bir hapishaneydi. Lanetliler ve onlarla eğlenmek isteyenler için kusursuz bir mezarlıktı.
Tana'nın dünyasında Buzkent denen, duvarlarla çevrili şehirler vardı. Karantinaya alınmış canavarlarla insanların yaşadığı Buzkentler, av ve avcının bir arada olduğu kanlı bir hapishaneydi. Ve Buzkent'in kapısından bir kez içeri girince, bir daha çıkamazdınız...
Tana son derece sıradan bir partinin sabahında uyandığında, kendini cesetlerin arasında bulacaktı. Korkunç katliamdan onun dışında iki kişi daha sağ kurtulmuştu. Tana'nın sevimli eski erkek arkadaşı ve korkunç bir sır saklayan, gizemli bir genç adam. Tana; üçünün de hayatını kurtarmak için bildiği tek yolu izleyecek, doğruca Buzkent'in dehşet verici kalbine gidecekti.

MERHABALAR!
Uzun zamandır,yirmi günü aşkındır sizinle yazı namına bir şey paylaşamıyordum.Bu durum biraz benim ruhsal çöküşte olmamdan,biraz da enerji bulamamamdan kaynaklanıyordu.Yoksa sizinle paylaşmaya can attığım bir sürü kitap yorumu,film ve de dizi yazısı vardı.Fakat ben böyle hissedince ve bu durumdan çok çabuk kurtulamayınca gördüğünüz gibi blogumda sahipsiz kaldı.

Mayısın sonunda okuduğum andan itibaren bu kitabın yorumunu yazmayı sabırsızlıkla bekliyorum,çünkü fantastik türünde en sevdiğim konulardan biri olan vampir içeriğini okuyucuya tüm farklılığıyla sunan kitaplardan biri,Buzkentin En Soğuk Kızı. 
Biliyorum kitabın ismi sizi ilk okuduğunuzda çekmedi ama sizi temin ediyorum ki okurken sayfaları nasıl çevirdiğinizi bile anlamayacaksınız.

Holly Black benim uzun süredir ismini duyduğum yazarlardan biri,hatta goodreads yazar sayfasına girdiğiniz de bile yazarın eserlerini görünce şaşırıyorsunuz.Çünkü ne kadar ülkemiz de beklediğimiz kadar kitabı yayınlanmamış olsa da yurtdışında bir hayli kitabı yayınlanmış durumda.Ve ben -bu arada Türkiyede de bayağı kitabı basılmış durumda- Buzkentin En Soğuk Kızı ile yazara ilk şansımı vermiş bulundum.Şaşırarak söylemeliyim ki kitap beklentimin bayağı üstünde çıktı! 
Öncelikle benim fantastik kitaplardan aradıklarımı bir listeliyim;
  • hızlıca okunması,
  • mantıklı bir kurgusu olması, ki bu madde her fantastik kitapta bulunmuyor ve bu madde hepsinde bulunmadığı için de kitaplar genelde fos çıkıyor,
  • karakterlerin itici olmaması,
  • yazarın biraz da olsa yazma yeteneğine sahip olması.

Bu maddeleri karşıladıkça her kitabı elimden geldiğince okuyabiliyorum,fakat bu kitap yukarıdaki maddeleri karşılamakla kalmadı hepsini ezip geçti! Tamam kabul ediyorum klişe bir vampir kitabı değildi belki ama klişe konu gidişatına sahipti.Hele Tana ve Gavriel arasında geçenler ve Tana'nın kitap boyunca hep "cesaretliyim ben" halleri.

Evet fark etmediğim nokta kitaptan övgüyle bahsederken kitabın konusundan bahsetmemiş olmam.Kitabın konusundan da bahsedelim öyleyse ardından da artık yazıyı bitiririz.

Kitap dünyamızın bir virüsle altüst olduğu herkesin ya normal şekilde hayatlarına devam ettiği ya da "Soğuk" olup hayatlarına kanla beslenerek vampir olarak devam ettiği alternatif bir dünyada geçiyor.Tabii her kitabın bir anakarakteri olduğu gibi bu kitabın anakarakteri olan Tana,bir gün gittiği partide yanlışlıkla uyuyakaldığında ve ertesi gün uyandığında hayatının değiştiğini,artık farklı bir şekilde yaşayacağını anlamış oluyor.
Kitabın ilerleyişi ise Tara'nın da kendini bir soğuk olarak adlandırmasıyla ve de soğukların,başka bir deyişle de vampirlerin kentine Buzkent'e kendini kapatmayı düşünmesiyle ilerliyor olaylar.

Ölümü,ölümlü dünyayı ve geçici hevesler konusuna ara ara değinen Holly Black'in okuduğum kitabı olan Buzkentteki En Soğuk Kız benim okurken eğlendiğim,hatta sonlara doğru hızımı alamadığım bir kitaptı.Umarım siz de benim gibi okuduktan sonra seversiniz! 

BİR SONRAKİ YAZIDA GÖRÜŞMEK ÜZERE!

  Sevgiler,
Ecrin
Beni buralarda da bulabilirsiniz;

#şusıralar | Filmler,Diziler | AĞUSTOS

1 Eylül 2018 Cumartesi

MERHABALAR!
İnanabiliyor musunuz AĞUSTOS ayı da bitti! Resmen 18 yaz tatilimiz bitiyor.İçten içe şok oluyorum,üzülüyorum fakat aynı zamanda da yeni sezon için tam gaz heyecanlıyım.Hele hele yeni sezonda bir sürü kitap okuma maratonu fikrim varken,daha da heyecanlıyım.

Yine de bu gün burada toplanmamızın sebebi AĞUSTOS AYINDA İZLEDİKLERİM,doğru duydunuz filmler ve dizilerle karşınızdayım.Çok verimli bir ay geçirmediğimi itiraf etmeliyim,fakat çalışıyordum ve de Kurban Bayramı da araya girdi derken fazlaca vaktim gitti.Elimde kalanlarla da çırpınarak bu kadarını yapabildim.

Başlayalım bakalım;
(yalnız fark ettiniz mi bu sefer üşenmedim hepsinin afişini tekrardan ekledim..)

Related image
Ghost Stories | Hayalet Hikayeleri | 2017
Korku filmi arayışlarındayken annemle beraber merak ederek başladığımız bir filmdi Hayalet Hikayeleri.Malesef fragmanındaki gibi bir film olmadığını,hatta belgesel tarzının altında yatan saçma kısımları olduğunu da belirtmem gerekiyor.Bana kalırsa gerçekten izleyebileceğiniz başka bir film yoksa ve çaresizseniz izlemeniz gereken bir film.

Related image
Nocturnal Animals | Gece Hayvanları | 2016
Yalnız Ağustos ayı boyunca nerede beni gerebilecek film varsa hepsini izlemişim.Beni geren filmlerden bir diğeri de Gece Hayvanları idi.Ne kadar filmde oynayan oyuncuları ve oyunculukları sevsem de konu insanın tüylerini ürperten bir konuydu.Yine de eğer gerilim türünde bir film arıyorsanız izlemenizi tavsiye ederim.

Related image
Jigsaw | Testere | 2017
Annem benim Testere serisi ilk çıktığından beri neredeyse bir Testere hayranı,bilgilerine ve de zekasına çok güveniyor.Testerenin de son çıkan Testere filmini görünce "hadi gel izleyelim" tarzı bir bakışma oldu ve de sonucu görüyorsunuz.Kana katlanamayan birine göre bence iyi idare ediyorum.

Related image
Stronger | Güçlü Kal | 2017
Stronger gerçek bir hikayeden esinlenerek çekilmiş filmlerden biri.Boston Maratonundaki patlamada bombacıyı fark eden,onu teşhis eden kişinin Jeff Baufman'ın o zamanlarda yaşadığı ve ondan sonraki sürede patlayan bombadan dolayı kaybettiği iki ayağıyla olan mücadelesini,hayat mücadelesini anlatan bir filmdi.Kalbimin ara sıra kaldıramadığı,nefes darlığı çekmeme sebep olan aynı zamanda da gözlerimi dolduran bir filmdi Stronger.Eğer ilham alınabilecek bir film arıyorsanız ya da hayatın ne kadar önemli olduğunu anlamak istiyorsanız izlemelisiniz derim.

Image result for kuzuların sessizliği
The Silence of the Lambs | Kuzuların Sessizliği | 1991
Vuhu! Listedeki en çok beğendiğim filmlerden birine sıra geldi; Kuzuların Sessizliği.
İnanabiliyor musunuz film benden yaşlı,ben 97liyim fakat o 91li.Aramızdaki yaş farkı bile beni etkilemesi için bir neden fakat beni etkileyen şey hayali bir karakter olan Hannibal Lecter ve onun zihni.Çoktan izlemişsinizdir diye ayrıntıya inmiyorum,yine de izlemediyseniz hala çok geç değil bir gününüzü ayırıp izleyin.Çünkü film bittikten sonra etkisinden çıkamayacaksınız.
PS: Aynı zamanda da bir seri.

Related image
Happy Death Day | 2017
Happy Death Day benim korku ve gerilim tarzında olan filmlere doyamamamdan kaynaklı bir izlemeydi.Yine de güzel ve ara ara komikti.Hakkında söylenecek pek fazla kelime,cümle yok.
Image result for american animals
American Animals | 2018
Bir sanat tarihçisi olarak nerede sanat kaçakçısı varsa anlamam lazımmış gibi hissediyorum.Tabii aynı zamanda da iyi bir sanat tarihçisi olmadığımı biliyorum.Bu film ise belgesel ve de kurgunun iç içe karışmış hali.Dört arkadaşın bir üniversitenin kütüphane kısmında kalan nadide dört kitabı çalma girişimlerini anlatıyor.Film bittikten sonra aklımda kalan kısımları oldu ve benim için iyi bir film aklımda kalan filmdir.


Image result for TAG movie
TAG | 2018
Yurtdışındaki ismiyle TAG Türkçe ismiyle YAKALANDIN! Ağustos ayında izlediğim en keyif verici  (?) filmlerden biriydi.İzlerken hem güldüm hem de şaşırdım.Çünkü gerçekten bir grup arkadaşın hayatları boyunca ebelemece oynayabileceklerini düşünmemiştim.Fakat film biterken gösterilen kanıtlar bayağı şaşırmama sebep oldu.Zaman geçirmelik,gülmelik,eğlenmelik bir film arıyorsanız kesinlikle tavsiyemdir.

Related image
On Chesil Beach | 2017
Öhüm,konuya nasıl girmeliyim ve de ne demeliyim gerçekten bilemiyorum.Çünkü On Chesil Beach benim beklediğimden çok çok farklı bir film çıktı.Ben klişe bir 80ler 90lar geçmiş dönem aşk hikayesi bekliyordum.Tabii size bir aşk hikayesi sunuluyor ama aynı zamanda da kalbinizi göğüs kafesinizden alıp götürüyor.Diyeceklerim sanırım bu kadar,daha fazla söze gerek yok.

Image result for blockers
Blockers | 2018
Blockers üniversiteye geçiş aşamasında olan üç tane lise son öğrencisinin ailesiyle olan çabalarını ve kendilerini büyük hissetme,yetişkinliğe geçiş dönemlerini anlatıyor.Aynı zamanda da tüm bunları bir birleşim olarak anlatıyor,kesinlikle komik şekilde.

Image result for to all the boys i loved before movie
To All The Boys I've Loved Before | 2018
VUHU! Sanırım Ağustos ayında izlediğim en tatlı film Netflix'in yayınladığı Sevdiğim Tüm Erkeklere filmiydi.Ve kesinlikle erkek arkadaşımla tekrar izlemek istediğim bir film oldu.Bence küçükten büyüğe hitap eden bir film olmuş.Çünkü kitapta olduğu gibi sadece Lara Jean'e odaklı değildi.Kesinlikle izlemediyseniz hemen izlemenizi önereceğim bir film Sevdiğim Tüm Erkeklere.

Related image
Ocean's 8 | 2018
Ocean's serisini sevmeyen yoktur herhalde? Her ne kadar oturup tamamiyle baştan sona bir maraton yapmamış olsam da küçüklüğümden beri tüm Ocean's filmlerini büyük merakla izlemişimdir.Bu yaz piyasaya sürülen Ocean's 8'i izlemek için de bayağı heyecanlıydım.Efsane kadrosunun yanında bilindik ve bizi yüzüstü bırakmayacağını umduğum konusuyla eğlendiğim bir film oldu Oceans 8.
Related image
Cebimdeki Yabancı | 2018
Şubatta sinemaya girdiğinden beri izlemek istediğim Türk yapımı olan Cebimdeki Yabancı'yı nihayet izleyebildim.İnternete düşmesinin biraz zaman aldığını düşünsem de  sabırla beklediğimi de düşünüyorum.Bazı yerlerde tüylerimin diken diken olmasına sebep olsa da gayet hoş bir filmdi Cebimdeki Yabancı.Ve kesinlikle başarılı Türk yapımlarından biri.

PS:Biliyorum İtalyan ve de Fransız yapımları da var.

DİZİLER

Image result for the sinner season 1
THE SINNER | 2017 | 1.sezon
İkinci sezonuyla da adından sık sık bahsettiren The Sinner'a sonunda ben de başlayabildim.Daha başlamak istediğim bir sürü dizi olsa da başlangıç olarak Sinner'ın iyi bir başlangıç olduğunu düşünüyorum.Aslında birinci sezon hakkında uzun uzun da konuşmak isterim.Çünkü gerçekten uzun bir film gibi izleniliyordu.Ayrıca bitirdikten sonra da tadı damağınızda kalan bir diziydi.
Yine de herkese önerebileceğim bir dizi değildi.Çünkü herkesin kaldırabileceğini düşünmüyorum.

Related image
How I Met Your Mother | 1.sezon 7 bölüm
Friends'i bitirdiğimden beri boşluktayım.Geri dönüp dönüp bazı bölümlerini tekrar izlesem de Friends gibi bir dizi arayışındayım ne zamandır.Broklyn Nine Nine'ı denedim -iki bölüm izledim- fakat bana uymadı.Ve Friends'ten önce izlediğim fakat tüm sezonlarını bitirmediğim H.I.M.Y.M.'a tekrar başlama kararı aldım.
Yine de dişime tam uymadığını çok eğlendiğimi söyleyemem.Büyük ihtimalle yakınlarda yeni bir. dizi arayışına gidicem.


Çok uzun bir yazı olduğunu düşünüyorum.Her zaman #şusıralar yazılarımı yazmak bana iyi geldiği için,umarım sizde benim #şusıralar yazılarımı beğeniyorsunuzdur.
Son olarak bana önerebileceğiniz "oo Ecrin bu diziyi/filmi izlemediysen kesin izlemelisin" dediğiniz filmler/diziler varsa önerilerinizi bekliyorum.

BİR SONRAKİ YAZIDA GÖRÜŞMEK ÜZERE!

  Sevgiler,
Ecrin
Beni buralarda da bulabilirsiniz;

Çavdar Tarlasında Çocuklar - J.D.Salinger | Kitap Yorumu

30 Ağustos 2018 Perşembe

Kitabın Adı: Çavdar Tarlasında Çocuklar 
Orjinal Adı:  The Catcher in the Rye 
Yazarın Adı: J.D.Salinger
Yayınevi: YKY Yayıncılık 

Pek çok insanın hakkında konuştuğum için üzgünüm. Bildiğim tek şey; size anlattığım herkesi biraz özlüyorum. Bizim Stradlater'ı ve Ackley'i bile, sözgelimi. Sanırım o lanet Maurice'i bile özlüyorum. Sakın kimseye bir şey anlatmayın. Herkesi özlemeye başlıyorsunuz sonra.
Çavdar Tarlasında Çocuklar, Salinger'ın tek romanı. Ergenlik çağının içinde, yetişkin dünyanın düzenine karşı isyankar bir çocuğun, bir Noel öncesi başına gelenler... Bu sürecin bir psikiyatri kliniğinde noktalanışı. Holden Caulfield'in masumiyet arayışının iç burkucu romanı. Belki de Salinger'ın.
1993'te Franny ve Zoey ile Dokuz Öykü adlı kitaplarını yayımladığımız Salinger, 1963'ten bu yana yeni bir yapıt yayımlamamasına ve neredeyse efsane haline gelmiş bir gizlilik içinde yaşamasına karşın, dünya edebiyat gündemindeki yerini hep koruyor.

MERHABALAR!
Biliyor musunuz bazen blogu çok özlüyorum ve de blog hayatım olmadan napardım ya da nasıl biri olurdum diye düşünüyorum.İyi ki öyle bir durum yok ve de bazı günler,bazı aylar blogumu boşlasam da blogger hayatıma kaldığım yerden,sorunsuz olduğunu düşündüğüm şekilde devam ediyorum ve bunu gerçekten seviyorum.

30 Coolest Alternative Book Covers 5

Bu gün ise J.D.Salinger'ın en ünlü ve tek romanından bahsedicez.Evet doğru okudunuz tek romanı,hayatı boyunca başarılı kitaplar yazan ve adını çokça duyduğumuz -en azından ben çokça duydum- Salinger'ın tek romanı Çavdar Tarlasında Çocuklar.Oldukça kolay okunan bir roman olmasına rağmen sizi içine çekmesi uzun süren bir roman aynı zamanda da.

Konusundan kısaca bahsetmek gerekirse; Holden Caulfield adından liseye giden bir ergenin,gencin bakış açısından yetişkinleri ve yetişkin dünyasını okuyoruz,en azından benim anladığım bu oldu.Yine de roman sizin çekebileceğiniz yere giden bir roman.Çünkü romanda Holden'ın yaşadıkları ve de gördükleri,düşünceleri gerçekten psikolojik bir roman hissi veriyor.
Kitabı okurken bir kaç yerde zorlandığımı hatta bir kere bırakmayı düşündüğümü de itiraf etmek istiyorum.Çünkü Holden'ın düşünceleri,zihni bazen -birkaç kere- sizi de karamsarlığa düşürebiliyordu.

Yine de kitabı okumamın üzerinden bunca zaman geçmiş olmasına rağmen,sanırım iki ay geçti, kitap aklımda güzel bir yer edinmiş gibi gözüküyor.Çünkü düşününce kitabı başka birine okuması için verebileceğimi ya da başka birine de tavsiye edebileceğimi görüyorum.Veya ileride tekrar okurken kendimi de görebiliyorum.
Elimde İngilizce versiyonu da vardı,kim bilir belki sene bitmeden bir de İngilizce versiyonunu okurum?

NOT:Yukarıdaki alternatif Ingilizce kapağındaki gibi görüyorum Holden Caulfield'ı,aklımda da o şekilde kalıcak.

BİR SONRAKİ YAZIDA GÖRÜŞMEK ÜZERE!

  Sevgiler,
Ecrin
Beni buralarda da bulabilirsiniz;

#şusıralar | OKUDUKLARIM | Temmuz

23 Ağustos 2018 Perşembe

MERHABALAR!
Bilemiyorum belki de videolarımı buradan hiç paylaşmamalıyım,fakat artık daha çok kitap videosu çekmeye başladığımdan ve de aslında normalde yazdığım yazıların bir kaçını video olarak hazırladığımdan,videoların hazır halini sizinle paylaşmak daha kolayıma gidiyor.O yüzden kusura bakmayın,yazılarımı video formatında paylaştığım için.Yine de belki sizin için de okumaktan (şaka yapıyorum,çünkü burada hepimiz okumayı seviyoruz) daha kolay oluyordur video izlemek.


Videonun başlığından da anladığınızı düşünüyorum o yüzden pek açıklama gereği duymuyorum.Yine de videoda bahsettiğim kitapları buraya bırakıp gidiyorum.

  1. Kalbimi Salla - Michelle A.Valentine 
  2. Elveda Gülsarı - Cengiz Aytmatov
  3. Asla Asla (part 1) -  Colleen Hoover& Taryn Fisher
  4. Never Never (part 2) - Colleen Hoover& Taryn Fisher
  5. Never Never (part 3) - Colleen Hoover& Taryn Fisher
  6. Palto - Nikolay Gogol
  7. Biz Ölümlüler - Patrick Ness

BİR SONRAKİ YAZIDA GÖRÜŞMEK ÜZERE!

  Sevgiler,
Ecrin
Beni buralarda da bulabilirsiniz;

Young Sheldon | Dizi Yorumlarım&Önerilerim

19 Ağustos 2018 Pazar

MERHABALAR!
Uzun zamandır hiç dizi yorumu paylaşmıyordum.Aslında taslaklarda bekleyen üç tane daha birinci veya ikinci sezon ya da dizi incelemesi,önerisi yazılarım var.Sadece ben kendimi hep yorgun,hep motivasyonsuz hissediyorum o kadar.Motivasyonunuz olmayınca da insanın elinden bir şey yapmak gelmiyor,yazmakta.

Image result for YOUNG SHELDON

Ama bu sefer dedim,ikinci sezon başlamadan birinci sezonun yorumunu yazayım ve benim gibi gülmeyi seven kişilere Young Sheldon'ı tanıtayım.


İkinci sezon onayını alan dizimiz aslında başka bir dizinin; The Big Bang Theory'nin yan dizisi sayılıyor.Yine de eğer The Big Bang'i izlemediyseniz ve izlemeye niyetiniz yoksa -ki bence izlemelisiniz- Young Sheldon dizisini kendi başına izleyip,gülüp eğlenebilirsiniz.


Young Sheldon birinci sezonda 22 bölümüyle -bölüm dakikası yarım saat fakat değişebiliyor- benim kalbimde resmen taht kurdu! Ben The Big Bang'te Sheldon Cooper'ı çok seven biriydim,hatta bazı cümlelerini gerçek hayatta da sık sık kullanırım.Ama Sheldon Cooper'ın bu 9 yaşındaki mini minnacık memleketinde,ailesiyle beraber geçirdiği anları izlemek bana daha sıcak,daha komik ve daha içten geldi.Hele farklı aksanlar duymak ve de geçmiş zamanda,1989da Texas'ın nasıl bir yer olduğunu,hatta teknolojinin nasıl olduğunu görmekte insanın ilgisini çekmiyor değil.

Her bölüm ailenin ve Sheldon'ın farklı hallerini görüyoruz.Bir bölümde kendini dinlere adarken diğer bölümde ailesiyle inatlaşırken,başka bir bölümde ise 9 yaşındaki bir çocuğun liseye uyum sağlamasını izliyoruz.
Açıkçası ben dizideki karaterleri; Sheldon'ın büyükannesi,biraz alkolik ve inatçı babası,azıcık aptal abisi,ikiz  kız kardeşi ve annesini de çok sevdim.Tabii dizi de sadece gördüğümüz kişiler bunlardan ibaret değil,arada farklı farklı konuk oyuncular da dahil oluyor.

Bu arada sizi de Sheldon Cooper'ın çocukluğunu oynayan Iain Armitage tanıdık geldi mi? Kendisi 2017de çıkan dram dalında bir çok ödüle aday olan ve ödül kazanan Big Little Lies adlı diziden de hatırlayabiliriz.
Ben şahsen Iain'ın (?) kendine ait dizisi olmasına çok sevindim.Çünkü gerçekten izlediğim iki dizisinde de Iain Armitage başarılı oyunculuklar sergiliyordu.

Dizi hakkında gereğinden fazla konuşmadım,fakat söyleyeceklerimin sonuna da geldim.Çok sevdiğim bir aile gifiyle birlikte yorumumu da burada sonlandırıyorum.Okuduğunuz için teşekkür ederim!


BİR SONRAKİ YAZIDA GÖRÜŞMEK ÜZERE!

  Sevgiler,
Ecrin
Beni buralarda da bulabilirsiniz;

 
FREE BLOGGER TEMPLATE BY DESIGNER BLOGS