Fareler ve İnsanlar - John Steinbeck | Kitap Yorumu

14 Temmuz 2019 Pazar

Image result for fareler ve insanlar
Kitabın Adı: Fareler ve İnsanlar
Orijinal Dil: Of Mice and Men
Yazarın Adı: John Steinbeck
Yayınevi: Sel Yayıncılık* 


George ve iriyarı saf arkadaşı Lennie, yersiz yurtsuz kişilerdir. Dünyada sahip oldukları tek şey, aralarındaki dostluk ve kendilerine ait bir araziye sahip olma hayalidir... İki arkadaş, hayallerindeki arazi için gereken parayı biriktirmeyi planlamaktadır. Ama bir çocuğun zekâsına, aynı zamanda da korkunç bir güce sahip olan Lennie'nin başı sürekli derde girmektedir. Ve bu kez yine belaya bulaştığında, George'un çabaları arkadaşını kurtarmaya yetmeyecektir...
Yalnızlığa terk edilmiş, umarsız insanların öyküsü…

MERHABALAR!
  En son sizinle  John Steinbeck'in İnci adlı kitabının yorumunu paylaşmıştım. O zamandan beri kollarımı sıvayıp, Fareler ve İnsanların yorumunu girmeyi sabırsızlıkla bekliyordum. Fakat ne zaman yorum için otursam içime bir sıkıntı düşüyordu. O yüzden bu sefer o sıkıntı düşse bile sizinle bu mükemmel kısa öykünün ya da kitabın yorumunu paylaşmaya karar verdim. 

  Eğer John Steinbeck'ten daha önce hiçbir kitap okumadıysanız yazarın anlatım tarzının gayet yalın olduğunu, cümlelerinin anlaşılır olduğunu ve de konu olarak kitaplarında kullandığı kişilerin hepsinin halktan insanlar olduğunu belirtmem gerekir. Halktan insanlar derken demek istediğim: resmen taşı sıkıp suyunu çıkartan, günlerce eve ekmek getirmek için en kötü durumlarda bile çalışan kişiler. Hatta bu kişileri günümüz Türkiye'sinde veya etrafınızda da görmeniz çok mümkün. Tek yapmanız gereken gözlerinizi açıp iyice etrafınıza bakmak. 

"En iyi planları fareler ve insanların
Sıkça ters gider..."
  Fareler ve İnsanların konusu ise kabaca George ve resmen cüssesine bakılarak yargılanan fakat içinde bir bebek masumiyeti taşıyan Lennie'nin yaşadıkları. Konu ne kadar bu şekilde gözükse de içerisinde çok fazla duygu ve de masumiyet barındırıyor. 

  Ben Fareler ve İnsanlar'dan önce yine aynı yazardan İnci adlı kitabı okumuştum ve aşağı yukarı neyle karşılaşacağımı biliyordum. Fakat Fareler ve İnsanlar'ı okumaya başladığımda resmen tüm duygularım yerle bir oldu. Böyle kısacık bir öyküden bu kadar yoğun duygular almayı, ağlamayı kesinlikle beklemiyordum. Öykü boyunca George'a yer yer acıyıp, çoğunlukla taktir ettim. Öte yandan Lennie'ye kitabı okuduğum süre boyunca, ve hala o kadar üzüldüm ki kelimelere dökemiyorum. 

  İki taşralıyı anlatan, fakat daha çok insanlar tarafından ezilen, gerçekten yanlış anlaşılan Lennie'nin hikayesi okuduğunuzda sizi sarsıcak. Eğer okuduktan sonra ağlayacak bir omuz ararsanız ben buradayım ve sizi dinlemeye hazırım. 

BİR SONRAKİ YAZIDA GÖRÜŞMEK ÜZERE!

  Sevgiler,
Ecrin
Beni buralarda da bulabilirsiniz;
Youtube Kanalım (YENİ VİDEO VAR!)

#şusıralar Filmler, Diziler | Aman Allah'ım uzun süreli film yorumu....

9 Temmuz 2019 Salı

MERHABALAR!
Uzun uzuuun zamandır, #şusıralar yazılarımdan birini yazmıyordum. Çünkü film izlemiyordum. Psikolojim hiiç yerinde değildi, üzerine üniversiteden mezun olmam ve de üç buçuk senelik ilişkimin bitmesi de üzerine tuz biber oldu. O yüzden kendime gelmem gerçekten tam anlamıyla bir ayı aldı, gitti. Yine de sizinle burada olmaktan, blogumda yazı yazıyor olmaktan gayet mutlu ve huzurluyum. 

Film yorumlarıma geçmeden önce bu filmlerin bazılarını mayıs ayında izlemiştim fakat toparlamaya gelince sizinle son izlediklerimin bu olduğunu ve yine de hepsini elimden geldiğince paylaşmaya karar verdim. 

Image result for someone great (2019)
Someone Great (2019)

Hayatımda oldukça zorlu bir süreçten geçtiğimi ve de bir süre önce terk edildiğimi yazmıştım. Someone Great'i daha önceden izlemiş çokta beğenmiştim, terk edilmiş olmanın üzerine güç toplamak adına izleyip gaza gelmek adına kesinlikle tekrardan izlenebilecek filmlerden biri olduğunu söyleyebilirim. Ayrıca vakit geçirmek için de birebir. 

Image result for perfect date
Perfect Date (2019)
Vakit geçirmek için bir başka çare de Perfect Date. Noah Centineo sevdiğim bir oyuncu olduğundan bir şans verip başka rollerde nasıl onu göreyim dedim. Malesef ki, çokta beğendiğim bir film olmadı. Eğer listedeki diğer güzel filmleri izleyip başka çareniz yoksa bunu izlemenizi öneririm. Ama listedeki diğer filmler önceliğiniz olursa daha hoş olur. 

Image result for Happy Death Day 2U (2019)
Happy Death Day 2U (2019)

Nedense Happy Death Day'i izleyip beğenmiştim. Kardeşimle serinin devam filmi olan Happy Death Day 2U izlemeye karar verdik. Pişman mıyım? Hayır güzel vakit geçirdik. Yine de kardeşimle izlememiş olsaydım kendi başıma açıp izleyeceğimden şüpheliyim. 

Image result for Zodiac (2007)
Zodiac (2007)

Arada kendime böyle klasik, kült ve bilgilendirici filmleri köşeden izletmeye çalışıyorum. Zodiac kesinlikle ve kesinlikle iyi ki izlemişim dediklerimden oldu. Neden bilmiyorum yine kardeşimle aklıma esti ve izlemeye karar verdik fakaat çok uzundu. Hem de ne uzun! İzlerken sıkıldık, ara verdik ama yine de düşününce gerçekten iyi ki izlemişim diyorum. Şimdinin Marvel'cılarının çoğunun (tamam üç tanesi) bu filmde olmasına ne diyorsunuz? Başarılı olacakları belliymiş.

Image result for Extremely Wicked Shockingly Evil and Vile (2019)
Extremely Wicked Shockingly Evil and Vile (2019)

Lily Collins benim gerçekten yürekten sevdiğim ve desteklediğim oyunculardan biri, üstüne de Zac Efron çocukluğumun sevdası ve de merak uyandırıcı konulardan biri olan serikatil Ten Bundy'nin anlatılması Extremely Wicked, Shockingly Evil and Vile filmini benim için daha da ilgi çekici kıldı. Kesinlikle filmi izlediğim için de pişman olduğumu söyleyemem. Bence filmle ilgili her şey; orjinale sadık kalmak, sahnelerin kurgusu, olayların geçişi ve de oyuncuların gerçeğe bu kadar benzemeleri, gerçekten takdire şayandı. Belgesel tadında bir film arıyorsanız kesinlikle aradığınız bu film. 

Image result for on the basis of sex
On The Basis of Sex (2018)

Biyografi, uyarlama olan On The Basis of Sex resmen tırnaklarıyla kazıyarak avukat olan, hatta çok başarılı bir avukat olan Ruth Bader Ginsburg'un hikayesini anlatıyor. Bu versiyonundan önce izlemediğim ve ilk defa bu versiyonla birlikte Ruh Bader Ginsburg'ün hikayesini duyduğum için bana uyarlama gayet başarılıymış gibi geldi. Sizi resmen gaza getiren, kadın haklarını tekrar tekrar savunmanıza öncü olacak ve de nasıl bu noktaya geldiğimizi, gelindiğini anlatan gerçekten ince işlenmiş bir hikaye olduğunu düşünüyorum. 

Related image
At Eternity's Gate (2018)


Görselleriyle kendinden çokça söz ettiren At Eternity's Gate'i de Ramazanda uyuyamadığım gecelerden birinde izlemiştim. İzlediğime hiç pişman olmadım. Sanat kaygısıyla çekilmiş, kurgulanmış bir film olduğunu fakat aralarda da Vincent Van Gogh'un hikayesini güzel işlediğini söyleyebilirim. 

Image result for after movie
After (2019)

Eğer YouTube'a yüklediğim videoları izliyorsanız, ki onunla da uzun zamandır ilgilenemiyorum, After'ın film yorumunu girmek için izlediğimi görüceksiniz. Hıh gitmişken yorumumu da izlemeden geçmeyin. 

Image result for five feet apart poster
Five Feet Apart (2019)

Üç Adım Uzakta olarak Epsilon yayınlarından kitabı da çıktıktan sonra "eeeh yeter beaah" diyerek internetten izlemeye koyulduğum bir film oldu Five Feet Apart. Size de öyle oluyor mu bilmiyorum ama arada böyle gözlerim kararıyor ve canım Five Feet Apart tarzı filmler çekiyor. Kendimi durduramıyorum resmen. Ve Five Feet Apart'ı iyi ki bu zamanlardan birinde izlemişim. Resmen ruhuma izlediğim zaman dokundu. Tüm ihtiyacım olan da buydu.

David Harbour in Hellboy (2019)
Hellboy (2019)


Hani bazı filmler vardır. Devam filmleri sadece hasılat için çekilir, daha çok para daha çok ün demektir onlar için ve bence Hellboy da kesinlikle bu devam filmlerinden biriydi. Uzun zaman beklediğim, Hellboy'un o kahramanlığı, kötülüğünü yine de iyiliğini hissedebileceğiniz karmaşık bir film bekliyordum. Onun yerine kesinlikle hasılat yapması gereken bir film çekilmişti. 

Ryan Reynolds and Justice Smith in Pokémon Detective Pikachu (2019)
Pokémon Dedektif Pikachu (2019)

Bir hasılat filmi de Pokemon Dedektif Pikachu'ydu. O kadar büyük beklentim olmadığı için filme gittiğimde izlerken de, olayları takip ederken de sıkılmadım. Fakat beklentiyle gitseydim kesinlikle sevmeyeceğimi, hatta hayalkırıklığına uğramış olarak filmden çıkmış olacağımı biliyordum. Eğer beklentiniz varsa sevgili okuyucum kesinlikle beklentinizi düşürün. 

Image result for john wick 3
John Wick Parabellum (2019)
John Wick serisini seven bir tek ben değilimdir sanırım? Birinci ve ikinci filmi severek izlemiştim. Hatta her sahnede şaşırmıştım. Üçüncü filmde de olayların şaşırtıcı ve kanlı olmasını bekliyordum. Yine de John Wick'in hiç ölmeme durumunun bu kadar abartılacağını düşünmüyordum. Film boyunca "ölümsüz" bir abimiz olarak gösterilen John Wick film bittikten sonra aklınızda müthiş bir savaşçı olarak kalıyor. 

Bel Powley in Carrie Pilby (2016)
Carrie Pilby (2016)

Hani demiştim ya hayatı sorguluyorum, kendimi sorguluyorum, bir şey yapmak istemiyorum ve psikolojim yerinde değil diye. İşte Carrie Pilby bu zamanda karşıma çıktı. Biriyle kendimi bir hissetmeye, benim gibi birinin daha dünyada olduğuna inanmaya kadar ihtiyacım varmış ki film bana ilaç gibi geldi. Carrie Pilby kısaca üstün zekalı, insanlardan uzak duran, psikolojik olarak bunalıma girmiş bir genç kızımız. Aynı zamanda Carrie Pilby kitap okumayı çok seviyor ve de babasından aldığı parayla evden dışarıya çıkmadan bir süredir yaşamayı başarmış. Fakat psikoloğunun yardımıyla ve babasının iteklemesiyle Carrie Pilby hayatını değiştirmeye -iyi yönde- kararlı. 
Eh tam ilaç gibi bir konu değil de ne? Ayrıca filmde oynayan kızın -ismini ne yazık ki bilmiyorum- oyunculuğu gerçekten başarılıydı. 

Nicholas Hoult, James McAvoy, Michael Fassbender, Andrew Stehlin, Evan Peters, Jessica Chastain, Jennifer Lawrence, Kodi Smit-McPhee, Alexandra Shipp, Sophie Turner, Tye Sheridan, and Kota Eberhardt in Dark Phoenix (2019)
X-Men Dark Phoenix (2019)

X-Men serisine bayıldığımı hiç buradan söylemiş miydim? X-Men serisine bayılıyorum. O yüzden internette ne kadar kötü yorum gördüysem de bu filmi sinemada izlemem gerektiğini biliyordum. Nitekim öyle de yaptım. Gittim bir güzel sinemada izledim. Kötü olmadığını düşünüyorum fakat benim çok sevdiğim oyuncular bile başarılı oyunculuk sergileyememişlerdi. Filmde gerçekten bir kopukluk vardı. Fakat hala o kopukluğun nedenini çözebilmiş değilim. 

Maya Erskine and Jack Quaid in Plus One (2019)
Plus One (2019)

Hah başka eğlenceli bir yaz filmini daha önerebilirim size. Plus One bir hafta önce izlediğim gayet eğlenceli bir filmdi. Alice ve Ben adındaki üniversitede tanışmış iki arkadaş gittikleri düğünlerde birbirlerinin eşleri olmayı ve birlikte vakit geçirmeseler bile yan yana durmayı kabul ediyorlar. Olaylar bu şekilde başlasa da sonradan Ben Alice'e karşı hisleri olduğunu kabul ediyor. Sonrası da klasik bir romantik film havası zaten. 

Image result for spider man far from home
Spider - Man Far From Home (2019)
Resmen yazıyı bitirmeden önce Spider - Man Far From Home'u izlemeye gittik. Gerçekten bunun olacağını bilmeden yazıya başlamıştım. Yine de gayet güzel bir tesadüfle yazıyı kapatıcak olmam şahane. 
End Game'den sonra Far From Home, merak ettiğim bir filmdi. Tony Stark'ın ölümü -özür dilerim spoiler yediyseniz..- bu filmde nasıl işlenecek ya da End Game de yaşananlar nasıl bir yön bulacak merak ederek gitmiştim. Gayet başarılı olduğunu ve beni film süresince sık sık güldürdüğünü söyleyebilirim. Fakat sonu neydi öyle! Gerçekten ek sahnede şaşırdım kaldım malesef ki. Siz ek sahne hakkında ne düşünüyorsunuz? 


Benim uzun zamandır -neredeyse iki üç aydır- izlediğim filmler bu şekildeydi! İzlediğim filmlerin  yanında Sex and The City'nin dizisini bitirdim. Big Little Lies'ın ikinci sezonuna başladım. Şu anlık izlediklerimden, okuduklarımdan memnunum. Siz neler izliyorsunuz, okuyorsunuz? Hadi yorumlarda konuşalım! 

BİR SONRAKİ YAZIDA GÖRÜŞMEK ÜZERE!

  Sevgiler,
Ecrin
Beni buralarda da bulabilirsiniz;
Youtube Kanalım (YENİ VİDEO VAR!)

İnci - John Steinbeck | Kitap Yorumu

18 Haziran 2019 Salı



16120858
Kitabın Adı: İnci 
Orijinal Dil: The Pearl
Yazarın Adı: John Steinbeck
Yayınevi: *Sel Yayıncılık


Pulitzer ve Nobel Edebiyat Ödülü’ne layık görülen John Steinbeck’in çağımızın toplumsal ve insani meselelerini ustalıkla resmettiği eserleri modern dünya edebiyatının başyapıtları arasında yer alır. Tomris Uyar’ın sunuş yazısında belirttiği gibi, “İnsanoğlunun umudunun, var olma direncinin seyreldiği bir tarih anında olanca görkemiyle gerçek umudun türküsünü söylemiştir. Tozpembe olmayan gerçekçi bir umudun.” Bu nedenle eserleri edebi değerleri kadar güncelliklerini de hiç yitirmemiştir. 
Bir Meksika halk hikâyesinden esinlenmiş İnci, bir zamanlar İspanya Kralı’na büyük zenginlikler getiren bir koyda yaşayan fakir bir inci avcısının, Kino’nun ve ailesinin hikâyesini anlatır. Kino’nun çocuğunu kurtarmak umuduyla daldığı denizden çıkardığı eşi benzeri görülmemiş inci, yalnızca umut değil yıkım da getirecektir. İncinin özü insanların özüne; Kino’nun kulaklarında çınlayan ve kasabaya yayılan İncinin Türküsü, ailenin, kötülüğün, umudun ve düşmanlığın türküsüne karışacaktır. Steinbeck, Kino’nun derinliklerden söküp çıkardığı inci ile içinde yaşadığımız dünyaya ve insanın dramına ışık tutuyor.

MERHABALAR!
  Ayayay sonunda mart ayında okuduklarıma kadar gelebildim! İnanın bunun için durmaksızın yorum paylaşıyormuşum gibi hissediyorum. O yüzden yorumlarda benimle duygularınızı, düşüncelerinizi paylaşmaktan çekinmeyin ^^

  Bu yazımda sizlerle aşırı aşırı heyecanlandığım bir kitap hatta bir yazar hakkında konuşucam: John Steinbeck. Mart ayında 17.Bursa Kitap Fuarındayken yakın arkadaşlarımdan biri sayesinde John Steinbeck'in dört adet kitabını *Sel Yayıncılık standından çook ama çook uygun fiyata aldım. Tabii bu gazla yazarın almış olduğum iki kitabını hemencecik açıp okumaya başladım. İlki "İnci" oldu çünkü o zamanlar Bursa Kitap Ağacı bu kitabı okumaktaydı. Ben de belki katılırım gazıyla başlamıştım. İyi ki kitap klübünün verdiği gazla okumaya başlamışım çünkü John Steinbeck almak ve yazarla tanışmak benim için kitap hayatımda verdiğim kararlardan en mükemmellerinden biriydi. 

  İnci'nin konusundan biraz bahsedecek olursak: Kino adında Meksika'nın bir koyunda yaşayan bir inci avcısını anlatıyor. Kino'nun bir gün bebeği hasta oluyor ve çaresizlikle yine çalışmaya döndüğünde görüp görülebilecek en büyük, en devasa inciyi denizden çıkartıyor. Bu hem halkın gördüğü hem de Kino'nun gördüğü en büyük inci olduğundan herkes şaşkınlık geçiriyor. Ve Kino'yla ailesini büyük bir değişiklik bekliyor. Ardından işler hem güzel, hem de gidebileceği kadar kötüye gidiyor.

Quote, The Pearl

  İnci, gerçekten çok ince bir kitap. Hatta okurken daha fazla sayfa beklentisine giriyorsunuz. Fakat inanın ki sayfaların azlığı, çokluğu John Steinbeck'in diline gelince hiç bir şey ifade etmiyor. Çünkü size ifade etmek istediğini beş kelimeyle, beş cümleyle bile ustaca anlatabiliyor. 

  Bu kitabı okumanızı nasıl daha fazla önerebilirim bilemiyorum. Beni çok derinden etkilediği için -Fareler ve İnsanlar kitabının yorumunu da yakında paylaşacağım, inanın o daha çok etkiledi- bu yorum bana daha değerli geliyor. Eğer bu yazıdan sonra okumaya karar verdiyseniz, inanın pişman olmayacaksınız. 

BİR SONRAKİ YAZIDA GÖRÜŞMEK ÜZERE!

  Sevgiler,
Ecrin
Beni buralarda da bulabilirsiniz;
Youtube Kanalım (YENİ VİDEO VAR!)

Damızlık Kızın Öyküsü - Margaret Atwood | Kitap Yorumu

17 Haziran 2019 Pazartesi

34353494
Kitabın Adı: Damızlık Kızın Öyküsü
Orijinal Dil: The Handmaid's Tale
Serinin Adı : The Handmaid's Tale (#1)
Yazarın Adı: Margaret Atwood
Yayınevi: Doğan Kitap

Hiç kimsenin yüreği mükemmel değildir.
“Biz iki bacaklı rahimleriz, hepsi bu.”
Kadın, “bunaltıcı düşlerden uyandığı” bir sabah, hiçliğe dönüşmüş olarak buldu kendini. Artık bir adı yoktu, düşüncesi, benliği, arzusu yoktu ama bir rahmi vardı. Yaşamını kolonilere sürülmeden, öldürülmeden, Damızlık Kız olarak sürdürmesini sağlayan rahmi. Artık âşık olmayacaktı, sevmeyecekti, onaylanmış bir dilin ötesine geçmeyecekti. Duvarlara asılmış sıra sıra cesetler, tek gerçeğin savaş ve üreme olduğunu hatırlatıyordu. Özgürlük hatırlanmayacak kadar uzaktaydı…
Margaret Atwood’un başyapıt niteliğindeki feminist distopyası Damızlık Kızın Öyküsü, bütün distopyalar gibi geleceğe dair bir paranoyayı değil, içinde yaşadığımız gerçeğin ta kendisini dile getiriyor. Erkek egemen muhafazakâr bir rejimin üremeyle sınırlandırdığı, mahrem örtülerin ardına gizlediği kadın bedenleriyle bize aşina gelen bir gerçeğin.
Anlatılan bizim hikayemizdir!

MERHABALAR!
  Mezuniyete yaklaştıkça kendi aklımda yapmam gerekenleri, bitirmem gereken işleri de sıralıyorum. Blogumla ilgilenmek kesinlikle bunlardan biri, hatta listenin başını da çekiyor. Biliyorsunuz ki burada okuduğum kitapların yorumlarını paylaşıyorum ve bunlara dönüp bakmak yıllar geçtikçe benim için önemli ve ihtiyaç gibi bir durum haline geldi. Ne kadar beğendiğim kitap varsa ve beğenmediğim kitap varsa yaklaşık beş yıldır sizinle sürekli bir paylaşım içerisindeyim. Ve ciddi olarak karanlık bir kitapta olsa ve de enerjinizi düşürebileceğini düşünsem de okuduğum, paylaştığım kitapların sizinle paylaşmaktan geri durmam. 

  Eh bu gün de sizinle gerçekten ama gerçekten karanlık bir distopyanın, Damızlık Kızın Öyküsü'nün yorumunu paylaşıcam. Biliyorsunuz yaklaşık olarak 3 yıl önce kitabın hakları satın alındı ve de diziye çevrildi, ki hala da devam ediyor. Daha hiç dizisini izlemediğim halde bir çok beğeni artı ödül de topladığını biliyorum. 

  İki kitaptan oluşan serinin ilk kitabında daha çok kurulan dünya ve kişilerin neler yaşadıkları, neler yaşamaları gerektiği anlatılmış. Öyle bir dünya düşünün ki bir anda yönetim değişiyor ve kadınların ellerinden her şey alınıyor. Kendi başlarına düşünmelerine, yemek yenmelerine, hatta giyeceklerine ve de doğum hakları ellerinden alınıyor. Kadınlara belirli statüler atanıyor, aynı zamanda da erkeklere de. Artık erkekler de istedikleri kadınlarla ilişkiye giremiyorlar hatta bakamıyorlar bile. Düşüncesi bile garip geldi farkındayım. Günümüzde bu kadar teşhircilik varken ellerinden her şeyin alındığı bir dünyada yaşamak nasıldır hiçbir şekilde aklım almıyor. Özellikle kaç yıllardır kadınlar kendi hakları için çabalarken. 

  Sizi bilemiyorum fakat kitabı okurken seçim şansımın olmayacağı bir dünyayı düşünmek bile tüylerimi diken diken etti. Aynı zamanda Margaret Atwood'un yazım tarzı da var tabii. Okurken ara ara daraldım, elimden bırakıp kitabı okumak istemedim. Fakat zaten satın almamıştım, arkadaşımdan ödünç alıp okumuştum o yüzden okumaya devam ettim. Eğer kitabı satın alsaymışım okumadan bırakırdım herhalde inanın bilemiyorum. Genel olarak kitabı değerlendirmem gerekirse kesinlikle kışın okunabilecek ve sizi çok etkilememesi için enerji düzeyinizin en yüksek olduğu zamanlarda okumanızı öneririm. Beni olumlu yönde pek etkilemeyen, içimi daraltan bir romandı. Siz nasıl düşünürsünüz bilemiyorum.

BİR SONRAKİ YAZIDA GÖRÜŞMEK ÜZERE!

  Sevgiler,
Ecrin
Beni buralarda da bulabilirsiniz;
Youtube Kanalım (YENİ VİDEO VAR!)

Ölüm Pornosu - Chuck Palahnuik | Kitap Yorumu

14 Haziran 2019 Cuma

11569389
Kitabın Adı: Ölüm Pornosu
Orijinal Dil: Snuff
Yazarın Adı: Chuck Plahnuik
Yayınevi: Ayrıntı Yayınları

Palahniuk’un hayal dünyasına hoş geldiniz! Yoksa kâbuslarına mı demeliydik? Palahniuk bu defa romanının odağına başka bir “marazi” karakteri, porno kraliçesi Cassie Wright’ı oturtmuş; ama bir nesne olarak. Çünkü her ne kadar konu, onun, efsanevi kariyerini kameralar önünde art arda 600 erkekle seks yaparak kıracağı bir dünya rekoruyla taçlandırmak istemesi olsa da, bu rekoru kırmasında ona yardımcı olacak tali oyuncuların, yani “damızlık erkekler”in anlatımıyla şekilleniyor roman. Sıranın kendisine gelmesini bekleyen Bay 72, Bay 137 ve Bay 600’ün gözünden aktarılıyor bu tarihi an. Ve bununla birlikte, onların trajikomik hayat hikâyeleri de, bir rekordan ziyade ölüm pornosuna dönüşecek çekimler sırasında bir bir dökülüyor ortaya. Anlayacağınız, derin bir araştırma ürünü olduğunu her satırında belli eden, çatlatırcasına güldürürken aynı zamanda yüreğinizi dağlayacak bu çılgın romanla, porno endüstrisinin çağdaş hayatın içindeki muazzam ve bir o kadar da gizli saklı varlığını edebiyata taşıyor Chuck Palahniuk. Zaten böyle bir şeyi de ondan başkası bu kadar utanmazca, korkusuzca ve başarıyla yapamazdı herhalde. Ancak dikkat! Tabularınız varsa ve onları yıkmaktan korkuyor-sanız bu romanı okumayın! İnsan cenininin mastürbasyona doğumdan bir ay önce ana rahminde başladığı gerçeğiyle yüzleşmek size ağır gelecekse bu romanı okumayın! Ya da elektrikli vibratörün hayatımıza elektrikli süpürge ve ütüden önce girmiş olmasını kabul edilemez buluyorsanız bu romanı okumayın! Kısacası, düşüncesinden bile ürktüğünüz insani hallerle yüzleşmek istemiyorsanız Palahniuk sizin yazarınız değil! Bizden söylemesi!

MERHABALAR!
Sizinle her zaman güzel olduğunu düşündüğüm kitapları paylaşıyorum. Bu sefer ise sizinle bitirmeye bile katlanamadığım, resmen hiç okuyamadığım bir kitapla karşınızdayım. Daha önce Dövüş Klübü kitabının yorumunu paylaşmıştım. Şimdi ise Dövüş Klübü'yle beraber aldığım fakat okuyamadığım Ölüm Porno'sunu anlatıcam.

Şimdi kitabın konusu porno rekoru kırmak isteyen ve de bunun için 600 kişiyle yatmayı, sevişmeyi deneyen Cassie Wright'ın öyküsü anlatılıyor. Fakat biz bu süreci Bay 72, Bay 137 ve Bay 600'ün bakış açılarıyla okuyoruz. 

Kitabın konusunu anladınız. Hatta şu üç satırla ben size resmen geldim kitabı anlattım. Kitapla ilgili anlayabileceğiniz, yorum yapabileceğiniz ve sonuç çıkarabileceğiniz hiç bir şey yok. Sadece iğrenç mi desem, midesizlik mi desem ne diyeceğimi bilemediğim olaylar anlatılıyor. Aynı zamanda da bu kesinlikle bir insanın yaşamının sonlanmadan biteceği bir olay değil. Ya Cassie ölücek ya da bence bir daha insan içine çıkamayacak.Ayrıca olayların ilginçleştiği noktalarda var. Bu üç baydan birisi Cassie'nin annesi olduğunu düşünüyor. Ve Cassie ile sevişmek için bir buket çiçekle elinde çıplak bir şekilde sırada bekliyor. (????????) Yani bu saçmalığın daniskası, hatta saçmalığı bırakın bu kesinlikle midesizlik. Aynı zamanda da Chuck Palahnuik'ten başka bir kitap okuyan bir insan olarak iki kitabın da (Dövüş Klübü ve Ölüm Pornosu) dillerinin yine birbirlerine benzedikleri ama aralarında çok fazla farkta olduğunu belirtmek isterim.

Genel olarak kitabı değerlendirdiğimde ise aklıma getirmeyi bile istemiyorum. Ülkemizde çevirisinin yayınlanması için bu kadar çabalanan bir kitabın ben en azından iki yıldızlık bir kitap olmasını beklerdim. Kesinlikle bir yıldızlık değil. 

Kusura bakmayın fakat bu yorum bir yerme, gömme yorumuydu. Yorumumu da okuduğunuz için teşekkür ederim. Sanırım bu kitapla ilgili ve Chuck Palahnuik'le ilgili olumlu yorumlara da açık değilim. 

BİR SONRAKİ YAZIDA GÖRÜŞMEK ÜZERE!

  Sevgiler,
Ecrin
Beni buralarda da bulabilirsiniz;

Dövüş Klübü - Chuck Plahnuik | Kitap Yorumu

8 Haziran 2019 Cumartesi

25302051
Kitabın Adı: Dövüş Klübü 
Orijinal Dil: Fight Club
Yazarın Adı: Chuck Plahnuik
Yayınevi: Ayrıntı  Yayınları

İstenmeyen yağlar. Pahalı, butik sabunlar. Maaş çekleri, güzel bir ev, zarif mobilyalar. Yalnızlık ve yabancılaşma. Tüketimin susmayan arsız çağrısı. Yalanlar ve yalanlar. Nefret ve öfke. 

İlk kez yayımlandığı 1996'dan beri bir yeraltı klasiği olarak anılan Dövüş Kulübü, yeni binyılın eşiğinde geçen bir anti-ütopya öyküsünü anlatıyor. Yaşadığı hayattan nefret eden, ölüm düşüncesini saplantı haline getirmiş, insani yakınlığı kanser dayanışma gruplarında arayan genç adam. Ama aynı dayanışma gruplarının bir başka müdavimi, toplum kaçkını bir genç kadın. Ve Tyler Durden; yalanlar ve mutsuzlukla dolu bir dünyaya kendi yöntemleriyle saldıran yarı çılgın bir kurtarıcı, baştan çıkarıcı bir intikam meleği. Tyler'ın felsefesine göre, tüketim kültürünün uyuşturucu etkisinden kurtulmanın yolu, fiziksel acıyla tanışarak yeniden doğmaktır. Çok geçmeden, gecenin geç saatlerinde bar bodrumlarında toplanan gizli bir dövüş kulübü ülkenin dört yanını saracaktır. Ama Tyler'ın dünyasında sınırlara ve kurallara yer yoktur. Kendi bedenini örseleyen bir müritler ordusu, toplum düzenini ve konformizmi imha etmek üzere Tyler'ın peşine takılır...

MERHABALAR!

  Bayram bitti, bazılarımızın okulları bile kapandı. Tabii o okulu kapanan kişiler içerisinde ben yokum ama yine de sıcak havaların gelmesiyle hepimizin içindeki enerjiyi, kıpırtıyı ben de hissediyorum. Keşke size böyle bir sürüüü yaz okuması önerebilsem. (ki yakında okulum bitince inşallah öyle bir yazı gelecek!) Yine de bu yazımda sizinle taaa kışın okuduğum Dövüş Klübünü paylaşıcam. Dövüş klübü benim hem Chuck Plahnuik'ten okuduğum ilk kitap, hem de  yeraltı edebiyatına giriş yaptığım kitap oldu. 

  Blogumdaki yorumlara bir göz atarsanız benim daha çok romantik, new adult, fantastik, distopya tarzlarında okuduğumu görürsünüz. İnanın bana daha bu sene klasik kitaplara giriş yaptım. Ondan önce klasik kitaplara ve daha farklı türlere bile ilgim yoktu. Yeraltı edebiyatını okumaya da niyetim yoktu. Fakat kütüphaneler insanın aklına okumayacakları, akıllarında olmayan kitapları bile yerleştirebiliyorlar. Ve ben de Dövüş Klübü ile yine Chuck Plahnuik'ten Ölüm Pornosu'nu aldım. Tabii onun yazısı da başka bir yazı da olucak çünkü aklımda ve yüreğim de dökmem gereken bir sürü duygu, düşünce var.

  Öncelikle eğer bu kitabın filmini izlemediyseniz ve kitabı okumayı düşünüyorsanız. Öyle bir şey yapmayın. Çünkü kitapla film gerçekten ama gerçekten bayağı uyuyor ve başarılı bir uyarlama. Ve ben kesinlikle "oo filmini izleyin kitabı okumayın" diyen bir insan değilim. Fakat düşünün ki ben bile bu şekile geldim.

  Başkarakterimiz Edward Norton bir gün elindeki tüm her şeyi kaybediyor. İnanın ben bu cümleyi çok yalınlaştırmış, çok basitleştirmiş bir şekilde söylüyorum. Fakat kitabın içerisinde anakarakterin elindeki her şeyi kaybetmesini uzun uzadıya okuyoruz. Sonra Edward'ın bir gün Tyler Durden ile tanışmasına tanık oluyoruz. Bu tanışma öyle bir tanışma oluyor ki anakarakterimiz her şeye farklı bir gözle bakıyor. Adeta kişiliği evrim geçirmeye, değişmeye başlıyor. Böylelikle de Marla Singer ve Dövüş Klübünü, Tyler Durden'i tanımaya başlıyoruz. 

  Yukarı demiştim, eğer kitabı okumadıysanız filmini izleyin ve kitapla vakit kaybetmeyin diye, neden biliyor musunuz? Çünkü kitapta karakterler çok basmakalıp şekilde yazılmış, sözcükler insanı boğuyor ve arada Chuck Plahnuik'in ne demek istediğini kaçırabiliyorsunuz. Ama gelin görün ki filmde size verilmek istenen duygu ve düşünceler daha başarılı şekilde anlatılmış. 

  Belki de bu düşüncelerimin sorunu daha önce yeraltı edebiyatı okumamış olmamdan kaynaklıdır. Ya da belki de Chuck Plahnuik'in yazım tarzı, yazarlığı bana uygun değildir. İleride başka yeraltı edebiyatına mensup kitaplar okuyup bunu deneyimlemek istiyorum. Bu arada siz Dövüş Klübü ile ilgili ne düşünüyorsunuz?  Okudunuz mu ya da izlediniz mi? 

BİR SONRAKİ YAZIDA GÖRÜŞMEK ÜZERE!

  Sevgiler,
Ecrin
Beni buralarda da bulabilirsiniz;
Youtube Kanalım (YENİ VİDEO VAR!)

İntikam - Catherine Doyle | Kitap Yorumu

31 Mayıs 2019 Cuma

Image result for intikam catherine doyle
Kitabın Adı: İntikam
Orijinal Dil: Vendetta
Serinin Adı : Blood For Blood (#1)
Yazarın Adı: Catherine Doyle
Yayınevi: Yabancı Yayınları

Konu intikam olunca aşk, işleri çıkmaza sokar.Beş erkek kardeş mahallelerine taşınınca Sophie Gracewell’in hayatı değişmişti. Nicoli’ye karşı dayanılmaz bir çekim hisseden Sophie, kendini güçlü aileler tarafından yönetilen bir yeraltı suç ağının içinde bulmuştu. Fakat kardeşlerin karanlık sırları ortaya çıktıkça, Sophie de kendi ailesi hakkında acı gerçeklerle yüzleşmek zorunda kalacaktı. Savaş halindeki iki aile arasında seçim yapması gerekiyordu. Seçimini yaptığında ise kan dökülecek ve kalpler kırılacaktı.

MERHABALAR!
   Haziran'ın ilk gününden ve belki de yazın ilk gününden hepinize selamlar. Yakında gerçekten herkes yaz tatiline başlıyacak, hattaa ve hatta Bayram tatili ile belki de yaz tatilinize başladınız bile. Eğer öyleyse size bir sürü önerim var. Gerçi bu günkü yazımda değil de başka bir yazımda sizinle öneri paylaşacağım. Çünkü bu yazımda 2019da okuduğum en kötü kitaplardan birini sizinle paylaşıcam. Aslında paylaşsam mı paylaşmasam mı diye çok kafa yordum bu kitapla ilgili ama sonradan sizinle hep sadece sevdiğim, beğendiğim kitapları paylaştığımı fark ettim. Bu nedenle de araya en azından bir tane "kötü" diyebileceğim bir kitap sokmak istedim.

  Eğer bu kitabın yorumu kısa olursa yukarıda belirttiğim "beğenmeme" durumumdan kaynaklı olduğunu aklınızdan çıkartmayın lütfen.

  İntikam serisine başlamam tamamiyle tesadüfi oldu. Bir anda karar verdim, gördüm, indirdim ve telefonumda uzunca bir süre durduktan sonra kitabı okumaya başladım. Öncelikle kitabın bizdeki versiyonunun, kapağının daha iyi olduğunu yurtdışındaki kapağı hiç beğenmediğimi belirtmem lazım. Pekala doğru ki yurtdışındaki kapağa bakmış olsaydım kesinlikle bu seriye, bu kitaba başlamazdım. Ama ben çoğu zaman kitapların ne yorumlarına ne de kapaklarına bakıyorum. Hatta çoğu zaman çat diye aklıma geliyor, alıyorum veyahut indirip okumaya başlıyorum. Benim için kitap okumak nefes almak gibi içgüdüsel bir şey ve tüm kitaplarımı okumam da bu şekilde gerçekleşiyor. 

  Kitabın konusunu birazcık anlatmam gerekirse; Persephone yani Sophie'nin hayatı babasının hapishaneye girmesi ve amcasıyla beraber babasının restoranında çalışmasıyla ilerleyen sıkıcı bir hayattır. Ta ki bir gün esrarengiz şekilde beş İtalyan erkek kardeşin hiç kimsenin yerleşmediği o malikaneye yerleşmeleriyle hayatı değişir. Bu değişim hem iyi yönde olucaktır, hem de kötü. Beş erkek kardeşten ikisi Sophie ile özel olarak ilgilenecek -Nico ve Luca- ve Sophie'nin tüm hayatı bu şekilde değişecektir. 

   Şimdi kitapla ilgili yorumuma geçmek için sabırsızlanıyorum. Çünkü kitap çok kötüydü! Gerçekten kitapla ilgili aklıma takılan ve beğenmediğim o kadar fazla nokta var ki bu yazı sadece beğendiğim noktalarla dolabilir. 
  Kitap aşırı kötü yazılmış bir kitaptı. Olaylar birbirinden bağımsız ilerliyor ve de karakterler bazı noktalarda insanın kafasını karıştırıyordu. Bunun dışında da Sophie -yani baş karakterimiz- o kadar saf, salaktı ki size anlatamam! Kitapta yaşananları anlaması o kadar uzun sürdü ki, sayfaları atlayarak -evet üzülerek söylüyorum sayfaları atladım- okumama rağmen sonsuza kadar sürmüş gibi geldi. Ve bir de kitabın yavaş ilerlemesi var. Herkes kitaba giriş kitabı demiş, ikinci kitap daha güzel gibisinden yorumlar yapmışlar fakat sevgili okuyucu nasıl olur da ikinci kitap güzel olabilir onu bile anlamıyorum! NEYSE, nasıl kitaptan uzaklaştığımı azıcık anlamışsınızdır.
Diyeceksiniz ki kitapla ilgili güzel bir şey yok muydu? Vardı, hatta kitapta devam etmeme sebep olarak tek bir şey vardı o da İtalyan erkek kardeşlerin olması. Çünkü İtalyanları severim ve İtalyan erkek kardeşlerin, mafya erkeklerin yaşadıklarını okumak itiraf etmeliyim ki eğlenceli, çılgınca gelmişti. Yine de kitap ilerledikçe nasıl bir hata yaptığımı fark ettim.

  Eğer kitabı gerçekten çooook okumak istiyorsanız 50 sayfa okuyun ve de sonra kitabın son 50 sayfasını okuyun. İnanın bana toplam 100 sayfada tüm olayı çözersiniz. 

BİR SONRAKİ YAZIDA GÖRÜŞMEK ÜZERE!

  Sevgiler,
Ecrin
Beni buralarda da bulabilirsiniz;
Youtube Kanalım (YENİ VİDEO VAR!)

Koku: Bir Katilin Öyküsü - Patrick Süskind | Kitap Yorumu

30 Mayıs 2019 Perşembe

1232658
Kitabın Adı: Koku: Bir Katilin Öyküsü
Orijinal Dil: Das Parfum Die Geschichte eines Mörders
Yazarın Adı: Patrick Süskind
Yayınevi: Can Yayınları 

Patrick Süskind'in, Almanya'da ilk yayımlanışında tam anlamıyla olay yaratan, aylarca liste başlarında kalan Koku adlı bu romanı, gerçekte alışılagelmiş çoksatarların oldukça dışında kalan, tarihsel boyutlarda kapsamlı bir toplum eleştirisini sergileyen bir kitap. 

Olay, 18. yüzyıl Fransa'sında geçer; kitabın kahramanı Jean-Baptiste Grenouille ise tüm insani duyumlardan ve duygulardan yoksun, salt kokulara karşı görülmedik ölçüde duyarlı ve istediği kokuları üretebilmek için cinayet işlemekten kesinlikle çekinmeyen bir katildir. Herkesin ve her şeyin kokusunu almakta, tüm kokuları üretmekte gerçek bir dâhi olan Grenouille, kendi kokusunun bulunmadığını, onun bulunduğu yerlerde insanların insan kokusunu alamadıklarını anladığı gün, dünyasını da yitirir. Kendisi için tek çıkar yol, başkalarına onun için sanki insanmış izlenimini verebilecek kokular sürünmektir. Toplum içinde bireyselliğini hiçbir zaman edinememiş toplum tekini, kendi benliğinin dışında her şeyi yaratabilmiş dâhiyi sergileyen bu görkemli alegorinin olağanüstü bir akıcılıkla erişilen son bölümü, benzeri herhalde ancak bir Kafka'da görülebilecek bir insanlık trajedisinin simgesidir.

MERHABALAR!
  Az önce blogumda mayıs ayında yazdıklarıma baktım ve gelin görün ki sizinle, kendimle mayıs ayında sadece bir yorum paylaşmışım. Bu sebeple yerimden kalktım bilgisayarımı aldım ve de kendimi bloguma vermeye ardarda olmasa bile sizinle en azından Koku: Bir Katilin Öyküsü adlı kitabın yorumunu paylaşmaya karar verdim. Öncelikle belirtmeliyim ki bu benim için hiiiiçte kolay bir karar olmadı. Çünkü yapmam gereken tonlar ve bizulyonlarca (???) iş var ve ben kesinlikle onları görmemezlikten geliyorum. Şimdi fark ediyorum da yorumu yazmaya karar vermem yapmam gereken işleri yapmaya karar vermemden daha kolay olmuş... Eh napalım....

  Öhüm öhüm aslında daha da fazla sizinle çene çalmak ve kitap hakkında konuşmayı uzatmak isterdim ama bu yoruma sırf benim çene çalmamı okumak için gelmediğinizi düşünerek artık kitabın yorumuna geçmek istiyorum.

  Öncelikle Almanca'dan dilimize çevrilmiş olan Koku: Bir Katilin Öyküsü birazcık eski bir kitap ve şu ana kadar da herkesin okumuş, duymuş veya izlemiş olduğundan adım gibi emin olduğum bir kitap. Fakat gelin görün ki hala insanlar okumaya, izlemeye devam ediyorlar. (İzlemeye diyorum çünkü Koku adından kitabın film versiyonu da bulunmakta.) 

  Eğer konuşsaydım size adını telaffuz edemeyeceğimden emin olduğum Jean Baptiste Grenouille adında bir çocuğun, gencin, bireyin etrafında gerçekleşiyor olaylar. Bu genç 18.yy Fransa'sında bir balık pazarında sahipsiz bir genç kadın tarafından dünyaya getiriliyor. Yaşaması imkansız olan Jean Baptiste resmen her zorluktan kurtulup yaşamayı hayata tutunmayı başarıyor. Patrick Süskind'in ağzından okuduğumuz Jean Baptiste kene şeklinde betimlenmiş. Hatta keneden daha kötü bir varlık olarak, kendi kokusu olmayan, şeytanın tohumu olarak çirkin olarak betimlenmiş. Ve Jean Baptiste de kitap boyunca yaptıklarıyla, yaşadıklarıyla Patrick Süskind'in anlattığı betimlemeyi pekiştiriyor. Kendisini canlı bir kişilik olarak anlatıyorum, çünkü kitap boyunca dil ne kadar sizi bazı yerlerde bağlamasa da Patrick Süskind Jean Baptiste'i o kadar canlı anlatmış ki gözünüzün önünde ilk kokularını tasvir ederken, parfüm yapmayı öğrenirken, mağaranın içindeyken ve mağaradan çıktığında yaptıklarını birebir görebiliyorsunuz. 

  Kitabın beni etkilediğini net bir şekilde yukarıda yazdığım cümlelerden anlayabilirsiniz. Yine de kitaptan etkilenmeme rağmen beni sarmadığını, zorla ilerleyerek okuduğumu da belirtmem gerek. Dili nedense bana ağır, ağdalı ve zoraki geldi. Eh bir de okuyucuya yönelik eleştiri yaptığım için bence dediklerim gayette yerinde. Sizin düşüncenizi bilemiyorum fakat kitabı okuduğunuz andan itibaren pişman olacağını zannetmiyorum. Benim ise bir sonraki dileğim Almanca'yı iyi öğrenebilmek ve bu kitabı bir sonraki okumamda Almanca olarak, kendi dilinde okumak. 

BİR SONRAKİ YAZIDA GÖRÜŞMEK ÜZERE!

  Sevgiler,
Ecrin
Beni buralarda da bulabilirsiniz;
Youtube Kanalım (YENİ VİDEO VAR!)

 
FREE BLOGGER TEMPLATE BY DESIGNER BLOGS