İntikam - Catherine Doyle | Kitap Yorumu

31 Mayıs 2019 Cuma

Image result for intikam catherine doyle
Kitabın Adı: İntikam
Orijinal Dil: Vendetta
Serinin Adı : Blood For Blood (#1)
Yazarın Adı: Catherine Doyle
Yayınevi: Yabancı Yayınları

Konu intikam olunca aşk, işleri çıkmaza sokar.Beş erkek kardeş mahallelerine taşınınca Sophie Gracewell’in hayatı değişmişti. Nicoli’ye karşı dayanılmaz bir çekim hisseden Sophie, kendini güçlü aileler tarafından yönetilen bir yeraltı suç ağının içinde bulmuştu. Fakat kardeşlerin karanlık sırları ortaya çıktıkça, Sophie de kendi ailesi hakkında acı gerçeklerle yüzleşmek zorunda kalacaktı. Savaş halindeki iki aile arasında seçim yapması gerekiyordu. Seçimini yaptığında ise kan dökülecek ve kalpler kırılacaktı.

MERHABALAR!
   Haziran'ın ilk gününden ve belki de yazın ilk gününden hepinize selamlar. Yakında gerçekten herkes yaz tatiline başlıyacak, hattaa ve hatta Bayram tatili ile belki de yaz tatilinize başladınız bile. Eğer öyleyse size bir sürü önerim var. Gerçi bu günkü yazımda değil de başka bir yazımda sizinle öneri paylaşacağım. Çünkü bu yazımda 2019da okuduğum en kötü kitaplardan birini sizinle paylaşıcam. Aslında paylaşsam mı paylaşmasam mı diye çok kafa yordum bu kitapla ilgili ama sonradan sizinle hep sadece sevdiğim, beğendiğim kitapları paylaştığımı fark ettim. Bu nedenle de araya en azından bir tane "kötü" diyebileceğim bir kitap sokmak istedim.

  Eğer bu kitabın yorumu kısa olursa yukarıda belirttiğim "beğenmeme" durumumdan kaynaklı olduğunu aklınızdan çıkartmayın lütfen.

  İntikam serisine başlamam tamamiyle tesadüfi oldu. Bir anda karar verdim, gördüm, indirdim ve telefonumda uzunca bir süre durduktan sonra kitabı okumaya başladım. Öncelikle kitabın bizdeki versiyonunun, kapağının daha iyi olduğunu yurtdışındaki kapağı hiç beğenmediğimi belirtmem lazım. Pekala doğru ki yurtdışındaki kapağa bakmış olsaydım kesinlikle bu seriye, bu kitaba başlamazdım. Ama ben çoğu zaman kitapların ne yorumlarına ne de kapaklarına bakıyorum. Hatta çoğu zaman çat diye aklıma geliyor, alıyorum veyahut indirip okumaya başlıyorum. Benim için kitap okumak nefes almak gibi içgüdüsel bir şey ve tüm kitaplarımı okumam da bu şekilde gerçekleşiyor. 

  Kitabın konusunu birazcık anlatmam gerekirse; Persephone yani Sophie'nin hayatı babasının hapishaneye girmesi ve amcasıyla beraber babasının restoranında çalışmasıyla ilerleyen sıkıcı bir hayattır. Ta ki bir gün esrarengiz şekilde beş İtalyan erkek kardeşin hiç kimsenin yerleşmediği o malikaneye yerleşmeleriyle hayatı değişir. Bu değişim hem iyi yönde olucaktır, hem de kötü. Beş erkek kardeşten ikisi Sophie ile özel olarak ilgilenecek -Nico ve Luca- ve Sophie'nin tüm hayatı bu şekilde değişecektir. 

   Şimdi kitapla ilgili yorumuma geçmek için sabırsızlanıyorum. Çünkü kitap çok kötüydü! Gerçekten kitapla ilgili aklıma takılan ve beğenmediğim o kadar fazla nokta var ki bu yazı sadece beğendiğim noktalarla dolabilir. 
  Kitap aşırı kötü yazılmış bir kitaptı. Olaylar birbirinden bağımsız ilerliyor ve de karakterler bazı noktalarda insanın kafasını karıştırıyordu. Bunun dışında da Sophie -yani baş karakterimiz- o kadar saf, salaktı ki size anlatamam! Kitapta yaşananları anlaması o kadar uzun sürdü ki, sayfaları atlayarak -evet üzülerek söylüyorum sayfaları atladım- okumama rağmen sonsuza kadar sürmüş gibi geldi. Ve bir de kitabın yavaş ilerlemesi var. Herkes kitaba giriş kitabı demiş, ikinci kitap daha güzel gibisinden yorumlar yapmışlar fakat sevgili okuyucu nasıl olur da ikinci kitap güzel olabilir onu bile anlamıyorum! NEYSE, nasıl kitaptan uzaklaştığımı azıcık anlamışsınızdır.
Diyeceksiniz ki kitapla ilgili güzel bir şey yok muydu? Vardı, hatta kitapta devam etmeme sebep olarak tek bir şey vardı o da İtalyan erkek kardeşlerin olması. Çünkü İtalyanları severim ve İtalyan erkek kardeşlerin, mafya erkeklerin yaşadıklarını okumak itiraf etmeliyim ki eğlenceli, çılgınca gelmişti. Yine de kitap ilerledikçe nasıl bir hata yaptığımı fark ettim.

  Eğer kitabı gerçekten çooook okumak istiyorsanız 50 sayfa okuyun ve de sonra kitabın son 50 sayfasını okuyun. İnanın bana toplam 100 sayfada tüm olayı çözersiniz. 

BİR SONRAKİ YAZIDA GÖRÜŞMEK ÜZERE!

  Sevgiler,
Ecrin
Beni buralarda da bulabilirsiniz;
Youtube Kanalım (YENİ VİDEO VAR!)

Koku: Bir Katilin Öyküsü - Patrick Süskind | Kitap Yorumu

30 Mayıs 2019 Perşembe

1232658
Kitabın Adı: Koku: Bir Katilin Öyküsü
Orijinal Dil: Das Parfum Die Geschichte eines Mörders
Yazarın Adı: Patrick Süskind
Yayınevi: Can Yayınları 

Patrick Süskind'in, Almanya'da ilk yayımlanışında tam anlamıyla olay yaratan, aylarca liste başlarında kalan Koku adlı bu romanı, gerçekte alışılagelmiş çoksatarların oldukça dışında kalan, tarihsel boyutlarda kapsamlı bir toplum eleştirisini sergileyen bir kitap. 

Olay, 18. yüzyıl Fransa'sında geçer; kitabın kahramanı Jean-Baptiste Grenouille ise tüm insani duyumlardan ve duygulardan yoksun, salt kokulara karşı görülmedik ölçüde duyarlı ve istediği kokuları üretebilmek için cinayet işlemekten kesinlikle çekinmeyen bir katildir. Herkesin ve her şeyin kokusunu almakta, tüm kokuları üretmekte gerçek bir dâhi olan Grenouille, kendi kokusunun bulunmadığını, onun bulunduğu yerlerde insanların insan kokusunu alamadıklarını anladığı gün, dünyasını da yitirir. Kendisi için tek çıkar yol, başkalarına onun için sanki insanmış izlenimini verebilecek kokular sürünmektir. Toplum içinde bireyselliğini hiçbir zaman edinememiş toplum tekini, kendi benliğinin dışında her şeyi yaratabilmiş dâhiyi sergileyen bu görkemli alegorinin olağanüstü bir akıcılıkla erişilen son bölümü, benzeri herhalde ancak bir Kafka'da görülebilecek bir insanlık trajedisinin simgesidir.

MERHABALAR!
  Az önce blogumda mayıs ayında yazdıklarıma baktım ve gelin görün ki sizinle, kendimle mayıs ayında sadece bir yorum paylaşmışım. Bu sebeple yerimden kalktım bilgisayarımı aldım ve de kendimi bloguma vermeye ardarda olmasa bile sizinle en azından Koku: Bir Katilin Öyküsü adlı kitabın yorumunu paylaşmaya karar verdim. Öncelikle belirtmeliyim ki bu benim için hiiiiçte kolay bir karar olmadı. Çünkü yapmam gereken tonlar ve bizulyonlarca (???) iş var ve ben kesinlikle onları görmemezlikten geliyorum. Şimdi fark ediyorum da yorumu yazmaya karar vermem yapmam gereken işleri yapmaya karar vermemden daha kolay olmuş... Eh napalım....

  Öhüm öhüm aslında daha da fazla sizinle çene çalmak ve kitap hakkında konuşmayı uzatmak isterdim ama bu yoruma sırf benim çene çalmamı okumak için gelmediğinizi düşünerek artık kitabın yorumuna geçmek istiyorum.

  Öncelikle Almanca'dan dilimize çevrilmiş olan Koku: Bir Katilin Öyküsü birazcık eski bir kitap ve şu ana kadar da herkesin okumuş, duymuş veya izlemiş olduğundan adım gibi emin olduğum bir kitap. Fakat gelin görün ki hala insanlar okumaya, izlemeye devam ediyorlar. (İzlemeye diyorum çünkü Koku adından kitabın film versiyonu da bulunmakta.) 

  Eğer konuşsaydım size adını telaffuz edemeyeceğimden emin olduğum Jean Baptiste Grenouille adında bir çocuğun, gencin, bireyin etrafında gerçekleşiyor olaylar. Bu genç 18.yy Fransa'sında bir balık pazarında sahipsiz bir genç kadın tarafından dünyaya getiriliyor. Yaşaması imkansız olan Jean Baptiste resmen her zorluktan kurtulup yaşamayı hayata tutunmayı başarıyor. Patrick Süskind'in ağzından okuduğumuz Jean Baptiste kene şeklinde betimlenmiş. Hatta keneden daha kötü bir varlık olarak, kendi kokusu olmayan, şeytanın tohumu olarak çirkin olarak betimlenmiş. Ve Jean Baptiste de kitap boyunca yaptıklarıyla, yaşadıklarıyla Patrick Süskind'in anlattığı betimlemeyi pekiştiriyor. Kendisini canlı bir kişilik olarak anlatıyorum, çünkü kitap boyunca dil ne kadar sizi bazı yerlerde bağlamasa da Patrick Süskind Jean Baptiste'i o kadar canlı anlatmış ki gözünüzün önünde ilk kokularını tasvir ederken, parfüm yapmayı öğrenirken, mağaranın içindeyken ve mağaradan çıktığında yaptıklarını birebir görebiliyorsunuz. 

  Kitabın beni etkilediğini net bir şekilde yukarıda yazdığım cümlelerden anlayabilirsiniz. Yine de kitaptan etkilenmeme rağmen beni sarmadığını, zorla ilerleyerek okuduğumu da belirtmem gerek. Dili nedense bana ağır, ağdalı ve zoraki geldi. Eh bir de okuyucuya yönelik eleştiri yaptığım için bence dediklerim gayette yerinde. Sizin düşüncenizi bilemiyorum fakat kitabı okuduğunuz andan itibaren pişman olacağını zannetmiyorum. Benim ise bir sonraki dileğim Almanca'yı iyi öğrenebilmek ve bu kitabı bir sonraki okumamda Almanca olarak, kendi dilinde okumak. 

BİR SONRAKİ YAZIDA GÖRÜŞMEK ÜZERE!

  Sevgiler,
Ecrin
Beni buralarda da bulabilirsiniz;
Youtube Kanalım (YENİ VİDEO VAR!)

Gurur ve Önyargı - Jane Austen | Kitap Yorumu

22 Mayıs 2019 Çarşamba

Kitabın Adı: Gurur ve Önyargı
Orijinal Dil: Pride and Prejudice
Yazarın Adı: Jane Austen
Yayınevi: Türkiye İş Bankası 

Jane Austen (1775-1817): Sadece kırk iki yıllık, gözden uzak ve sade yaşantısına karşın yazdıklarıyla "roman tarihinin ilk büyük (ve sahici) kültü" olmayı başaran bir 19. yüzyıl romancısıdır. Sayısız TV ve sinema uyarlamalarının yanısıra tüm "satış / okunma" anketlerinin de gösterdiği üzere, yazarın 1813'de yayınlanan ikinci romanı Gurur ve Önyargı tüm zamanların en sevilen romanlarının başında gelir. Bu da, sanırız, Austen'in, dünyanın pek çok yerinde geleneklerin kadına biçtiği "en iyi gelecek" rolüyle kadınların aşklarını seçme hakkı arasındaki gerilimi "mizah, zeka ve sevecenlik"le yansıtmasından kaynaklanmaktadır.

MERHABALAR!
  Ne kadar enerjim olmasa da bu gün çok sevdiğim bir kitabın yorumunu sizinle paylaşmak istedim. Tabii öncelikle hepimize hayırlı Ramazanlar dilerim ve #herşeygüzelolacak diye hatırlatmak isterim. Umarım hepimizin inancı ve umudu yerindedir çünkü ülkecek, millet olarak gerçekten dünden daha hazır, tetikte, inançlı ve de çalışkan olmalıyız. 

  Bunları da söylediğime göre artık 2019 favori kitaplarım arasına giren ve okumakta çok geç kaldığımı düşündüğüm Gurur ve Önyargı kitabının yorumuna geçmek isterim. Öncelikle eğer bu kitap hakkında hiç bir şey bilmiyorsanız yorumu okumadan gidip okumanızı tavsiye ederim çünkü bir şey bilmeden okuyunca daha güzel bir tat alıyorsunuz. Ben okumaya başlamadan önce Elizabeth'in Jane'in kim olduğunu ve neredeyse neler olacağını bilerek başladım kitabı okumaya yine de bayağı etkilendim, bu nedenle de hiç bilmeden okusaydım nasıl olacağını düşünüp duruyorum.

  Laf kalabalığını bırakıp yoruma geçmek isteyip yine de geçemedim iyi mi?
  Eğer bilmiyorsanız Gurur ve Önyargı 19.yüzyıl  romancısı Jane Austen'ın en büyük eseri sayılabilir. Bennett ailesi anlatan Gurur ve Önyargı ailenin beş kızına odaklanıyor, beş kızına odaklanıyor ama olaylar özellikle iki kız kardeş çerçevesinde yoğunlaşıyor; Jane ve Elizabeth. Bu iki kız kardeş de kendilerine has özellikler taşıyorlar ve yaşadıkları taşra kasabasında Jane güzelliğiyle, Elizabeth ise inatçılığı, küstahlığı, dikbaşlılığı ile biliniyor. Günlerden bir gün yaşadıkları kasabaya yeni bir ailenin (?) gelmesiyle Bennett ailesinin düzeni karışıyor ve anne Bennett kızlarını evlendirebileceği umuduyla yanıp tutuşuyor, eh olaylarda bundan sonra başlıyor.

  Konudan da anlayabileceğiniz gibi aslında kitabın konusu aşırı sıradan hatta bayağı sıradan bile diyebiliriz. Ama kim bir aileyi ve o ailenin beş kızını romanında işleyip böylesine bir eser çıkartabilir? Zannımca bunu şu ana kadar en iyi başaran kişilerden biri Jane Austen'dır. Kitapla ilgili eleştirebileceğim neredeyse hiç bir şey yok. Bunun sebebi ise belki de kitabı çok sevmemden, eleştirel bir gözle bakamıyor oluşumdandır. Hangimiz beğendimiz, kalbimizde ayrı bir yere sahip olan kitaplara o gözle bakmayız ki? Fakaaat kitabın filmi ah o filmi! Beni can evimden vurdu, geçti. Kitabı okumadan izlediğimde bayağı beğendiğim, kitabı okuduktan sonra izlediğimde ise kafamda soru işaretlerine yol açan ve NEREDEYSE kitaptan uzaklaşmama yol açacak bir filmdi. İşleyiş, kendi kafalarına göre bazı sahnelerin eklenmesi ve bazı oyuncuların uyumsuzluğu beni o kadar sinir etti ki film boyunca kaşlarım çatık izledim.

  İçim ne kadar doluymuş hem kitapla hem de film adaptasyonuyla ilgili! İyi ki bir blogum var da gelip yazıp içimi dökebiliyorum. Demem o ki sanırım yazımdan ve yorumumdan bu kadar.

BİR SONRAKİ YAZIDA GÖRÜŞMEK ÜZERE!

  Sevgiler,
Ecrin
Beni buralarda da bulabilirsiniz;
Youtube Kanalım (YENİ VİDEO VAR!)

 
FREE BLOGGER TEMPLATE BY DESIGNER BLOGS